🪼 Hz Muhammedin Doğduğu Çevre Ile Ilgili Slayt

Bu tarihi olay, Hz. Muhammed’in doğumundan 52 gün önce vuku bulmuştu. Peygamberimizin doğumu Fil Yılı’nda olduğu rivayet edilmiştir. Cahiliye döneminde de kabileler arası savaşlar çok sık oluyordu. Bunlardan en şiddetli olanlardan birisi de Kays Kabilesi ile Kureyş Kabilesi arasında “Haram Aylar”‘da yani (Muharrem 4. Sınıf Din Kültürü Hz. Muhammed'in ( S. A. V. ) Doğduğu Çevre Konu Anlatımı Ve Test Hz. Muhammed’in ( S.a.v.) Doğduğu çevre Konu Anlatımı Ve Test Bölüm: 4. Sınıf Hz. Muhammed’i Tanıyalım Gönderen: idris66 Tarih: 28 Şubat 2020 Boyut: 0.014 Mb İndirme: 3.010 Teşekkür: 11 Cevap: hz Muhammedin doğduğu çevrede hangi inançlar yaygındı ? Desert Rose. Araplar İslamiyet öncesi Arap Yarımadası’nda göçebe olarak yaşıyorlardı. Geçimlerini ise hayvancılıkla sağlıyorlar, ayrıca bazı Araplar da Arabistan’ın iç kesimindeki vahalarda tarımcılık yapıyorlardı. Bunların yanında önemli geçim Cevaplı 8.sınıf Hz.Muhammedin hayatı 2.dönem 1.yazılı soruları anahtarlı siyer sınavı. Ziya Özcan 16 Ağustos 2018 Son güncelleme: 16 Ağustos 2018. Muhammedin Hayatı Ünite Özeti. HZ. MUHAMMED (S.A.)’İN DOĞDUĞU ÇEVRE. - Arabistan Yarımadasında bulunan Mekke şehrinde dünyaya gelmiştir. - Arabistan Yarımadası kabilelerden oluşur, merkezi yönetim yoktu. - Yerleşik hayat ve göçebe hayat vardı, Yerleşik hayat yaşayanlar şehirde yaşarlar ve ticaret ve tarımla NasreddinHoca Kimdir. Nasrettin Hoca, 1300′lü yıllarda Konya yakınlarındaki Akşehir’de yaşadığına inanılan mizahi bir figürdür. Komik hikayeleri, anektodları, özlü sözleri ve fıkralarıyla hatırlanan Nasreddin Hoca aynı zamanda felsefi kişiliği de olan bir bilgedir. Osmanlı’nın hakim olduğu coğrafyanın büyük Muhammedin (s.a.v.) doğduğu çevre - Crossword Labs. 3. Bu dönemde gelişşen sanattır. 6. Allah'ın varlığına ve birliğine inanmayarak Allahtan başka ilahlar edinmek anlamına gelir. 8. Yahudik ile birlikte bu dönem inanılan dinlerden bir tanesidir. 9. Hz. Hz Muhammed'in Hayatı İle İlgili Powerpoint Sunum, Slayt Gösterisi Dosyası. Hz. Muhammed'in Hayatı İle İlgili Powerpoint Sunum, Slayt Gösterisi. Boyut: 263.9 KB. Tür: pptx. tankut@01 tarafından sisteme eklenen bu içerik 13469 kez görüntülenmiş. Hz. Muhammed'in Hayatı ile ilgili powerpoint sunum slayt gösterisi 1 Hz. Muhammed’in Doğduğu Çevre 2. Hz. Muhammed’in Doğumu, Çocukluğu ve Gençliği 3. Hz. Muhammed’in Peygamber Oluşu ve Mekke Dönemi 4. Hz. Muhammed’in Medine Dönemi ve Vefatı Bu ünitenin sonunda öğrenciler Hz. Muhammed'in: 1. Doğduğu çevreyi tanır. 2. Doğumu, çocukluğu ve gençliği hakkında bilgi sahibi olur. 3. 6ftj6. Hz. Muhammed 571 yılında Mekke'de dünyaya geldi. O dönemde Mekke'de halk farklı dini inanışlara sahipti. Siyasal, sosyal, kültürel ve dini hayatı yozlaşmış bir şehir olan Mekke'de her dinden insan bulunuyordu. Mekke, kabileler halinde yaşayan Araplara ev sahipliği yapan kozmopolit bir şehirdi. 571 Tarihinde Mekke'nin Özellikler Hz. Muhammed doğduğu yer alan kutsal şehir Mekke’de 571 yılı ve sonrakisinde süreç oldukça önemlidir. İşte, son peygamber Hz. Muhammed’in doğduğu Mekke’nin 571 yılındaki koşulları ve özellikleri… Kültürel Özellikleri Kabile yaşlılarına saygı gösterilirdi Köle ticareti yapılırdı Zenginlere pozitif ayrıcalık tanınırdı Fakirler ezilirdi Yeni doğan kız çocukları diri diri görülürdü Sosyal Özellikleri Arap halkı kabile halinde yaşıyordu Kadınlar ikinci planda ve değersizdi Şiir yazmak, gece eğlenceleri yaygındı Din Özellikleri Arap halkı kendi yaptıkları putlara tapıyordu Putlara kurbanlar kesilmekteydi Hristiyanlık ve Yahudilik yaygındı Hristiyan ve Yahudiler kendi inançlarını kendileri oluşturmuştu. Yani gerçek Hristiyanlık ve Yahudilik bozulmuştu. Önerilen İçerik Hz. Muhammed’in Daveti ve Mekke Dönemi Hakkında Bilgi / DİN Hz. Muhammed'in doğduğu çevrenin dinî ve sosyal özellikleriyle ilgili bilgiler toplayınız. Konusu ' hayatı' forumundadır ve Lasey tarafından 16 Eylül 2018 başlatılmıştır. Hz. Muhammed'in doğduğu çevrenin dinî ve sosyal özellikleriyle ilgili bilgiler toplayınız. Hz. Muhammed Arap Yarımadası’nda bulunan Mekke şehrinde dünyaya geldi. Mekke o dönemde, Arap Yarımadası’nın en önemli ticaret ve yerleşim merkezlerinden biriydi. Mekke’de Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yapılan Kâbe bulunuyordu. Kâbe, yeryüzünde Allah’ın adını anmak amacıyla yapılan ilk ibadet yeridir. Kâbe’nin bu kentte olması Mekke’ye ayrı bir önem kazandırmıştır. Tarih boyunca Mekke, insanların ziyaret için sürekli uğradıkları bir şehir olmuştur. Hz. Muhammed’in doğduğu dönemde Araplar, kabileler hâlinde yaşıyorlardı. Kabile sisteminin kendine özgü kuralları vardı. Bir kabileye mensup olmak kişiye belirli haklar kazandırıyordu. Kabile bağları çok güçlüydü. Bu nedenle her kabile kendi mensuplarını korumaya büyük önem verirdi. Peygamber Efendimiz doğduğu çevrenin özellikleri şu şekildedir Dini Özellikler -İnsanlar putlara tapmaktaydı. -İnsanlar putlara kurban kesmekteydi. -İnsanlar Hristiyan ve Yahudi olarak yaşamaktaydı. -Hıristiyanlık ve Yahudilik tamamen bozulmuştu. Sosyal Özellikler -İnsanlar kabileler halinde yaşamaktaydı. -İnsanlar şiir yazarak ve gece eğlencesi yaparak vakit geçirmekteydi. -Kadınların toplumda bir değeri yoktu. 1. Hz. Muhammed'in doğduğu çevreyi tanıyalım Hz. Muhammed Miladi 20 nisan 571 yılında Mekke'de pazartesi gecesi dünyaya geldi. Peygamberimizin dünyaya geldiği Mekke şehri o dönemin önemli merkezlerindendi. Farklı inanışlara sahip insanlar yaşardı. Yaşayanların çoğunluğu ağaç ve taşlardan yapılmış putlara taparlardı. Hıristiyanlık ve Yahudiliğe inananlar da bulunmaktaydı. Mekke hem ticaret açısından hem de dini inanışlar açısından büyük önem taşıyordu. Değişik bölge ve şehirlerde yaşayan insanlar alış veriş ve ziyaret amacıyla buraya gelirlerdi. Mekke'nin dini önemi Kabe'den kaynaklanıyordu. Bu dönemde Kabe'nin içinde 360’tan fazla put vardı. insanlar Kabe'yi putların konulduğu bir yer haline getirmişlerdi. Ayrıca her evde de bir put bulunur, aile bireyleri ona tapardı. Puta tapma Mekke'de yaygın bir haldeydi. Bunun yaygınlaşmasında insanların cahil olmalarının önemli bir etkisi vardı. Çünkü Mekke halkının okuma yazma oranı çok düşüktü. Okuma yazma bilenler yok denecek kadar azdı. Halk büyük bir cehalet içindeydi. Cahilliklerinden dolayı iyiyi, kötüyü ayırt edemiyordu. Mekke'de yaşamak çok zordu. Çünkü insan yaşamına saygı yoktu. Zayıf olanlar haklı da olsalar haklarını alamazlardı. Kan davası çok yaygındı. Hemen hemen her kabile birbiriyle kavga halindeydi. Hangi kabile daha güçlü ise onun sözü geçerliydi. Kadınların hiçbir değeri yoktu. Bir eşya gibi alınıp satılırlardı. Kız çocuğu olarak dünyaya gelmek büyük bir suç ve talihsizlikti. Kız çocuğunun doğumu utanç verici bir olay olarak kabul edilirdi. Bir kız çocuğu dünyaya geldiği zaman o çocuğun ailesi kötü bir şey yapmış gibi üzüntü duyardı. Bu utançtan kurtulmak için ya onları diri diri toprağa gömerek öldürürler, ya da kimsenin göremeyeceği bir yerde yaşamını sürdürmesini sağlarlardı. Allah'ın alemlere rahmet olarak gönderdiği sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed böyle bir çevrede dünyaya geldi. 2. Hz. Muhammed'in Aile Büyüklerini Tanıyalım Hz. Muhammed'in ailesi Mekke'nin sevilen ve sayılan ailelerinden biriydi. Dedesi Abdulmuttalip Kureyş kabilesindendi. Mekke'nin en güçlü kabilelerinden biri olup şehrin yönetiminde söz sahibiydi. Abdulmuttalip'in çok sayıda çocuğu vardı. Ancak çocuklarının içinde Peygamberimizin babası Abdullah'ı diğerlerine göre daha çok sever ve onunla daha fazla ilgilenirdi. Abdullah ahlakı erdemler yönünden örnek bir kişiliğe sahipti. Davranışlarındaki güzellik ve insanlar ile iyi ilişkilerinden dolayı çevresinde sevilen biriydi. Peygamberimizin annesi Amine Mekke'nin tanınmış ailelerinden birinin kızıydı. Çevresinde ahlaklı ve güzel bir kız olarak tanınırdı. Beden ve ahlaki güzellik bakımından örnek insanlardan olan Abdullah ile Amine evlendi. Bu evliliğin sonucu Hz. Muhammed doğdu. Ancak Abdullah küçük Muhammed'in doğumunu göremedi. Mekke dışına yaptığı ticaret yolculuğundan dönüşünde Medine'de hastalandı ve genç yaşta orada öldü. 3. Hz. Muhammed'in Çocukluk ve Gençlik Yılları Hayatı Dedesi Abdulmuttalip torununun doğumundan duyduğu sevinci Mekke halkı ile paylaşmak için doğumun yedinci gününde büyük bir ziyafet verdi. Bu ziyafetin sonunda torununa "çok övülen, beğenilen, herkesin sevgi ve saygısını kazanan kimse, güzel huyları olan kişi" anlamına gelen Muhammed adını koydu. Peygamberimiz sağlıklı büyümesi için Mekke dışında yaşayan Halime adlı bir süt anneye verildi. Halime'nin ailesi çok yoksuldu. Ayrıca bu dönemde kuraklıktan dolayı ürün azalmış, hayvanlar süt vermez olmuştu. Ancak emzirmek için yanına aldığı küçük Muhammed'in evine gelmesiyle evinde büyük bir bolluk görüldü. Daha önce çok az süt veren hayvanların sütü çoğaldı, bahçesindeki ürünlerde bolluk oldu. Bu yüce Allah'ın o aileye bir yardımıydı. Peygamberimiz 4 yaşını bitirene kadar süt annesi Halime'nin yanında kaldı. Beş yaşına girdiğinde, Mekke'ye getirilerek öz annesine teslim edildi. Küçük Muhammed uyumlu bir çocuktu. Bu yüzden oyun oynadığı arkadaşları onu çok severlerdi. Çünkü, arkadaşlarıyla iyi geçinir, kimseyi kırmazdı. Bundan dolayı arkadaşları onunla oyun oynama konusunda çok istekliydiler. Altı yaşında iken annesiyle birlikte Medine'ye gittiler. Medine'de dayılarının yanında misafir kaldılar. Annesiyle babasının mezarını ziyaret ettiler. Medine'deki işlerini bitirip annesi Amine, yardımcıları Ümmü Eymen ile birlikte Mekke'ye dönüş için yola çıktılar. Amine yolda hastalandı. Ölümünün yaklaştığını anlayınca yardımcıları Ümmü Eymen'in küçük Muhammed'i dedesi Abdulmuttalip’e götürüp teslim etmesini istedi. Daha sonra da vefat etti. Annesinin ölümünden sonra sekiz yaşına kadar dedesinin yanında kaldı. Dedesi bu zaman içinde torununu yanından ayırmadı Yaşlı dede ölümünün yaklaştığını anlayınca onu amcası Ebu Talip'e emanet etti. Ebu Talip, Mekke'de sevilen biriydi. Kendisine emanet edilen yeğeni Muhammed'i kendi çocuklarından ayırmadı. Gençlik Hayatı Hz. Muhammed, çocukluk yaşamının büyük bir bölümünü amcası Ebu Talip’in yanında geçirdi. Amcası ticaretle uğraşıyordu. Çocuk yaşına rağmen o da amcasına yardım etmeye çalışıyordu. Amcası ticaret yapmak amacıyla Mekke dışına gittiği bazı seferlerde onu da yanında götürdü. Amcasının yanında ticaret yapmayı öğrendi. Daha sonra geçimini sağlamak amacıyla ticaret yapmaya başladı. Doğruluğu, dürüstlüğü ve becerikliliği ile bu işte çok başarılı oldu. işlerine verdiği önem ve güvenirliliği ile herkesin dikkatini çekti. Emanete sahip çıkma, yalan konuşmama, verdiği sözü tutma gibi pek çok ahlakı erdeminden dolayı çevresinde Muhammed'ülEmın Güvenilir Muhammed diye tanındı. Dürüst, başarılı ve güvenilir bir ticaret adamı oluşu herkesi etkilediği gibi Mekke'nin zengin kadınlarından biri olan Hz. Hatice'yi etkiledi. Hz. Hatice zengin bir kadındı. Ticaret yapanlara parasal destek sağlayarak ortak ticaret yapardı. Peygamberimize kar ortağı olarak ticaret yapmayı teklif etti. Bu teklifi kabul eden Peygamberimiz bir süre Hz. Hatice'nin ticaret işlerini yürüttü. Hz. peygamberin dürüst bir şekilde ticaret yapması ve erdemli davranışları onu çok etkiledi. Akrabaları aracılığı ile Peygamberimize evlenme teklifinde bulundu. Peygamberimiz bu teklifi kabul etti. Hz. Muhammed, Hz. Hatice ile evlenerek mutlu bir aile yuvası kurdu. Evlendiklerinde Peygamberimiz 25, Hz. Hatice ise 40 yaşındaydı. Ancak evliliklerinde yaş farklılığının hiçbir önemi yoktu. Çünkü hem Hz. Hatice'nin hem de Peygamberimizin birbirine sevgileri ve saygıları vardı. Peygamberimiz Hz. Hatice hayatta iken ondan başka bir kadınla evlilik yapmadı. Hz. Hatice ile evliliğinden altı çocuğu oldu. Bu çocuklarından erkek olanların hepsi küçük yaşlarda öldü. Hz. Fatıma dışındaki kızları da o hayatta iken öldüler. Peygamberimizin soyu Hz. Ali ile evlenen Hz. Fatıma'nın dünyaya getirdiği çocuklar ile devam etti. 4. Hz. Muhammed'in Çocukluk ve Gençlik Yıllarındaki Erdemli Davranışlarını Öğrenelim Hz. Muhammed Aile Büyüklerini Sever Sayardı Peygamberimiz kendisinin yetişmesinde, hayata hazırlanmasında emeği ve hizmeti geçen tüm aile büyüklerini sever sayardı. Annesi Amine'nin kendisine gösterdiği şefkati hiç unutmazdı. Onun yanında 4-6 yaşları arasında sadece iki yıl kalabilmişti. Ama o, annesinin sıcak ilgisine ve sevgisine erişmişti. Annesi onu çok severdi. Peygamberimiz de onu hep sevgi ve saygıyla anardı. O öldükten sonra hatırladıkça gözleri yaşarırdı. Sütannesi Halime'ye çok bağlanmıştı. Sevgi ve saygısından dolayı ona da ''anneciğim'' derdi. Sütkardeşi Şeyma'yı da saygıyla anardı. Daha sonraki yıllar- da, sütannesi ve sütkardeşiyle karşılaştıkça onlarla içten bir şekilde ilgilenmişti. Dedesi Abdulmuttalip’i de sever sayardı. O da Peygamberimizi çok severdi. Bu nedenle ölürken onu sevgi ve acıma duygusu daha güçlü olan oğlu Ebu Talip’e emanet etti. Ebu Talip, Peygamberimizin babası Abdullah'ın anne ve babadan öz kardeşiydi. 8-13 yaşları arasında sevgili Peygamberimiz, amcası Ebu Talip'in evinde kaldı. Yengesi Fatma da Peygamberimize öz anne gibi davranırdı. Sabahleyin uyanınca önce Peygamberimizin karnını doyururdu. Evin görülecek işleri olduğunda öz oğullarına ağır olanları verir, en hafif işleri Peygamberimize bırakırdı. Sevgili Peygamberimiz bu hanıma, derin bir sevgi ve saygı ile bağlanmış, onu öz annesinin yerine koymuştu. Peygamber Efendimiz dadısı Ümmü Eymen'e de aynı şekilde sevgi ve say- gıda kusur etmemişti. Onun, üzerindeki emeklerini hiçbir zaman unutmamış, kendisine, ''Sen benim ikinci annem sayılırsın.'' demiştir. Hz. Muhammed Dürüst ve Güvenilirdi Hz. Muhammed çocukluğundan itibaren doğru sözlülüğü esas aldı. Hiç bir zaman doğruluk ve dürüstlükten ayrılmadı. Çevresindekiler onu doğruluk, dürüstlük ve güvenilirlik özellikleriyle tanıdılar. Mallarını ve eşyalarını hiç çekinmeden emanet ettiler. Söylediği sözlerin doğruluğundan ve verdiği kararların tutarlılığından hiçbir zaman şüphe duymadılar. Doğruluğu, dürüstlüğü ve güvenirliliğinden dolayı Muhammedü’l-Emin Güvenilir Muhammed adını verdiler. insanlar Peygamberimizin taraf tutmayacağını verdiği kararlarda adaletli davranacağını çok iyi bilirlerdi. Bundan dolayı pek çok anlaşmazlıkta onun hakemliğine baş vururlardı. Verdiği kararların doğruluğuna inanıp güvenerek bu kararları uygularlardı. Hz. Muhammed'in toplum içindeki dürüstlüğünün ve güvenirliliğinin ölçüsünü görmek bakımından ''Kabe hakemliği'' önemli bir örnektir. Şiddetli rüzgar ve yağmurlar Kabe'nin hasar görmesine neden olmuştu. Kabileler hasar gören Kabe'nin tamirinin yapılması konusunda iş bölümü yaptılar. Tamirat bittiğinde sıra ''HacerüIesved Kara Taş'in Kabe'deki yerine konulmasına geldi. Ancak taşın konulması konusunda anlaşmazlık çıktı. Her kabile taşın yerine konulması onurunun kendilerine ait olduğunu iddia ediyordu. Kabilelerin ileri gelenleri merakla Kabe'ye ilk girecek kişiyi beklemeye başladılar. Kabe'ye doğru geldiğini görünce çok sevindiler. Hep birden "Elemin Güvenilir insan 0[ Onun aramızda vereceği her karara razıyız." dediler. Anlaşamadıkları konuyu Peygamberimize anlattılar. Peygamberimiz bir örtü buldu ve Hacerülesved'i ortasına koydu. Her kabileden bir kişinin örtünün bir ucundan tutarak taşı kaldırmalarını istedi. Taş konacağı yere kadar kalkınca bizzat taşı kendi elleriyle yerine koydu. Onun bu davranışı ile büyük bir anlaşmazlık çözülmüş ve kavga önlenmiş oldu. Hz. Muhammed Çalışmayı ve Yardımlaşmayı Severdi Peygamberimiz çalışmayı seven biriydi. Asla çalışmaktan kaçmazdı. Kimseye yük olmak istemezdi. Bunun için işlerini bizzat kendisi yapmaya dikkat ederdi. gençliğinde ticarete başladı. Böylece geçimini kendi kazancı ile sağladı. Dışarıda ticaretle uğraşırdı. Eve geldiğinde de ayakkabı tamiri, elbiselerin sökülen yerlerini dikme, elbise temizliği, evin süpürülmesi ve yemek yapma gibi ev işlerinde de çalışarak eşine yardımcı olurdu. Hz. Muhammed yardımlaşma konusunda da örnek bir insandı. Yardımlaşmaya ve dayanışmaya çok önem verirdi. insanlara karşı sevgisi, şefkati, merhameti ve yardım etme duygusu çok genişti. Maddi durumu kötü olan insanlara merhametle yaklaşırdı. Onların bu durumlarına çok üzülürdü. Fakirleri, yoksulları, kimsesizleri korumak için elinden geleni yapmaya çalışırdı. Hz. Muhammed yardımlaşma konusundaki düşünceleri her zaman aynıydı. insanlara yardım etme arzusunda oldu. Bu arzusunu yerine getirmek için 20 yaşında bir genç fakir kimsesiz güçsüzleri korumak ve yardım etmek amacıyla kurulan hilfulfudul cemiyetinin kurucuları arasında yer aldı. Hz. Muhammed Kötü Davranışlardan Kaçınırdı İslam’dan önce Araplar putlara tapardı. Öç alma, kan gütme onların en belirgin özelliklerindendi. içki, kumar, tefecilik yaygındı. Hz. Muhammed bu tür kötü davranışlardan hep kaçındı, onlara hiç bulaşmadı. Belirli zamanlarda Araplar putlar onuruna şölenler düzenler, geleneksel eğlenceler yaparlardı. Hz. Muhammed bu tür cahilliye çağı inanış ve kültürünü simgeleyen oyun ve eğlencelere de hiç katılmadı. Çünkü o tür yerlerde kötü davranışlar sergileniyordu. o, putlar şerefine kesilen kurban etlerinden de hiç yemedi. Yakınları adına katıldığı imece çalışmalarında da görgü kurallarına ay- kırı bir hareket yapmadı. Hz. Muhammed çocukluk ve gençlik yıllarında içki içmezdi, kumar oynamazdı, ona buna iftira atmazdı, yalan söylemezdi, başkalarına haksızlık yapmazdı. Büyüklerine ve komşularına saygısızlık etmezdi. Arkadaşlarına kırıcı davranmazdı. Tembellik yapmazdı. Onun bunun sırtından geçinen insanlardan uzak dururdu. Alış verişte de hiç kimseyi kandırmazdı. Allah onu İslam’dan önceki hayatında kötü davranışlar yapmaktan korudu. Hz. Muhammed Haksızlıklara Güzel Bir Tavırla Karşı Çıkardı Hz. Muhammed'in çocukluk ve gençlik yıllarındaki en belirgin özelliği haksızlıklara karşı çıkmasıydı. 0, bu amaçla ortaya çıkan grup çalışmalarına de severek katılırdı. Yani haksızlığın önüne geçmek için tek başına çalıştığı gibi başkalarıyla iş birliği yaparak da çalışırdı. Katıldığı bu tür etkinliklerden biri Hılfulfudul Haklar Sözleşmesi idi. Bu, bir çeşit dernek olup o yıllarda Mekke'de ortaya çıkan haksızlıkları önlemek, huzur ve güveni sağlamak için kurulmuştu. Çünkü o sıralarda peş peşe meydana gelen iç savaşlarda Mekke'de huzur ve güvenlik kalmamıştı. Mekke'ye dışarıdan gelen tüccarların mallarına el konuluyor, karşılığı olan para ödenmiyordu. Bu tür haksızlıkların önüne geçilmeliydi. Bu derneğe Peygamber Efendimiz de üye oldu. Bir üye olarak Sevgili Peygamberimiz, dernek adına kendisine başvuran çok sayıda yabancının hakkını korudu. Aldanmayı ve aldatmayı önledi. Bir defasında kötü davranışlarıyla tanınan Ebu Cehil, bir yabancının malına el koydu. Karşılığı olan parayı vermek istemedi. Adam, perişan durumdaydı. Ne yapacağını bilemiyordu. Derdine çare ararken ona Hz. Muhammed'e gitmesini önerdiler. o da öyle yaptı. Bunun üzerine Peygamberimiz o adamla birlikte Ebu Cehil'in evine gitti ve adamın hakkı olan parasını almasını sağladı. Böylece Peygamber Efendimiz bir haksızlığın önüne geçmiş oldu. o, haksızlıklara sürekli karşı çıkardı. Hz. Muhammed Arkadaşlarıyla iyi Geçinirdi İyi geçinmek Hz. Muhammed’in örnek alınacak yönlerinden bütün ömrü boyunca insanlarla iyi geçinmeyi esas aldı Çocukluğundan peygamberliğine kadar hayatının her döneminde insanlar ile iyi ilişkiler içinde oldu. Çocukluğunda oyun oynadığı arkadaşlarıyla tartışma ve kavga etmeden oynamaya dikkat ederdi. Oyunun bozulmasına neden olacak davranışlarda bulunmazdı. Onun oyunda olması, oyunun bozulmasını önlerdi. Bunun için bütün arkadaşları onunla oyun oynamaktan hoşlanırlardı. Gençlik döneminde de arkadaşları ile olan ilişkilerindeki hoşgörüsü, verdiği sözleri tutması. sevgisi ve saygısı ile arkadaşlarının övgüsünü kazanmıştı. ilişkilerinde verdiği sözü tutmaya çok dikkat ederdi. Hatta bir keresinde bir arkadaşı ile buluşmak için sözleşmişlerdi. Ancak arkadaşının verdiği sözü unutarak buluşma yerine gelmemesine karşılık o buluşulacak yerde üç gün onun gelmesini beklemişti. Peygamberimizin kendisini üç gün beklediğini öğrenen arkadaşı yaptığı davranışın yanlışlığından dolayı ondan özür dilemişti. O da kızmayarak onu affetmişti. Sır saklamanın arkadaşlık ilişkileri bakımından önemli olduğuna inanırdı. ilişkilerin güven duygusu üzerine kurulmasını arzulardı. Güveni sarsacak davranışların yapılmaması gerektiği görüşündeydi. Arkadaşlarıyla şakalaşırdı. Şakalarında gönül alıcı ve bir gerçeği öğretici yön ağırlık taşırdı. Arkadaşlık ilişkilerinin uzun süreli olmasına önem verirdi. Arkadaş olduğu kimseyi kardeş gibi kabul eder ve ona çok güvenirdi. Arkadaşlarının görüşlerine değer verirdi. Önemli gördüğü olaylar üzerinde onlarla görüş alışverişinde bulunurdu. Bayram sevincini onlarla ve çevresindekilerle paylaşırdı. Arkadaşlarından birini bir süre göremeyince mutlaka durumunu sorar hasta ise ziyaret eder, sorunu var ise çözmeye çalışırdı. 4. 7. Hz. Muhammed Doğayı ve Hayvanları Çok Severdi Hz. Muhammed çocukluk yıllarını hep doğayla iç içe geçirdi. Hevazin kabile- sinin Beni Sa'd yurdunda, sütannesi Halime'nin yanında dört yaşına kadar kadardı. Sevgili Peygamberimiz doğayı orada tanıdı. Sütkardeşi Şeyma ile kırlarda koyun otlatırdı. Hz. Peygamberde doğa ve hayvan sevgisi işte bu yaşlarda başladı. Onun doğa sevgisi Mekke'ye geldikten sonra da devam etti. Annesi onu altı yaşında Medine'ye götürdüğünde orada Medineli çocuklarla oyunlar oynadı, kırlarda gezindi, yüzme öğrendi, koşu ve yürüyüş yaptı. Sevgili Peygamberimiz, çocukluk ve gençlik yıllarında Suriye ve Yemen taraflarına da gitmişti. Böylece, değişik yerler gördü. Çöllerden geçti. Doğanın güzellikleriyle tanıştı. Değişik hayvanları tanıdı. Bütün bunları sevdi. Çünkü o, gördüğü şeylerin Yüce Allah tarafından yaratıldığını biliyordu. Allah'ın yarattıklarını sevmenin bir erdem olduğu bilincindeydi. 5. Kevser Suresini Ezberleyelim İnnâ ataynâkelkevser fesalli lirabbike venhar inne şânieke hüvel ebter. Anlamı Biz sana kevseri verdik Öyleyse rabbin için namaz kıl ve kurban kes Asıl soyu güdük olan ebter Sana kin besleyenin kendisidir. Hz. Peygamber'in Şahsiyeti ve AhlakıPeygamber Efendimiz, bedenen olduğu kadar ahlak ve şahsiyeti itibariyle de insanların en mükemmelidir. Bu hususta yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur "Şüphesiz ki sen, büyük bir ahlak üzeresin" el-Ka-lem, 68/4. Bizzat Hz. Peygamber; "Ben, ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" buyurmuştur Muvatta', Husnü'1-Hulk, 8. Biliyoruz ki, Peygamber Efendimiz çocukluğundan beri Cenab-ı Hakk'ın kontrol ve murakabesi altında idi. Bu sebeple O; "Beni Rabbim terbiye etti ve güzel terbiye etti" buyurmuş Süyüti, el-Ca-miu's-Sağîr 1/14; hayatı boyunca gayri İslamî ve gayri insanî hiç bir söz, davranış ve fiil ondan sadır olmamıştır. Peygamberliğinden önce de doğru sözlülüğü, dürüstlüğü, ahde vefası, yardımseverliği ve her türlü güzel ahlakı ile takdirler kazanan ve KureyşIiler tarafından "el-Emîn = güvenilir kişi" ünvanına layık görülen Hz. Muhammed, peygamberliğinden sonra da Rabbinin Kur'an'la mü'minlere ve bütün insanlara emrettiği tüm ahlakî değerlere sımsıkı sarılmış ve bunları büyük bir titizlikle harfiyyen yerine getirmiştir. Bu bakımdan mü'minlerin annesi Hz. Aişe'ye Ashab-ı kiram'dan birisi Hz. Peygamber'in ahlakını sorduğu zaman, Hz. Aişe; "O'nun ahlakı Kur'an idi" diye cevap vermişti Müslim, Müsafirîn 136.Peygamber Efendimiz, Allah'ın Rasulü ve islam devleti'nin başkanı olarak yönetimi elinde bulundurmasına rağmen, son derece mütevazî ve samimi idi. Daima sade bir hayatı tercih ederdi. Giyinişi, ev düzeni, yiyecekleri, tüm yaşayışı sade idi. Zengin-fakir, küçük-büyük herkesle ilgilenir; hakka uygun olmak kaydıyla kendisine yapılan hiç bir müracaatı boş çevirmez, meşru istekleri mutlaka yerine getirirdi. Son derece cömert ve iyilikseverdi. Hiç kimseye kötülük yapmaz, kimsenin kötülüğünü istemez, kimse hakkında kötü söz söylemez, kimsenin gönlünü kırmaz, şahsiyetini rencide etmez, kimseyi hor ve hakir görmezdi. Şayet kızar ve öfkelenirse; bu, şahsı açısından olmayıp Allah içindi. Sevdiği, beğendiği, razı olduğu şeyleri de Allah rızası için severdi. Cesaret ve şecaat, sabır, azim ve ümit, müsamaha ve iltifat, şefkat ve merhamet, O'nun belirgin ahlakî özellikleri idi. Peygamberlerin temel vasıflarından birisi olarak parlak bir zekaya, keskin bir kavrama gücüne, eşsiz bir muhakeme kudretine, süratli bir intikal kabiliyetine sahipti. En tehlikeli ve kritik anlarda dahi çaresizliğe düşmez, yapılabilecek en uygun davranışı uygular ve Cenab-ı Hakk'a tevekkül ederdi. Vücut ÖzellikleriHz. Peygamber, uzuna yakın orta boylu, pembemsi nuranî beyaz tenli olup iri yapılı idi. Ama şişman değildi ve göbeği göğüs hizasından taşmazdı. Uyumlu ve dengeli bir vücuda sahip olan Hz. Peygamber'in başı irice olup O'na ayn bir güzellik ve heybet veriyordu. Saçları kumral olup düz ile kıvırcık arasındaydı ve kulak yumuşağına kadar uzanırdı. Saçını çoğu zaman tam ortasından ayırarak iki yana doğru tarardı. Muntazam ve gür bir sakalı vardı. Saç ve sakallarındaki beyaz tel sayısı vefat anlarında yirmiyi bulmuyordu. Saç ve sakal bakımını asla ihmal etmez, yanında devamlı tarak bulundururdu. Kaşlarının arası hafif aralıklı, gözleri siyah, burnunun üst tarafı gayet itidal üzere yüksekçe, dişleri muntazam ve tertemizdi. Devamlı misvak kullanırdı. Omuzlarının arası genişçe, omuz başları kalın, el ve ayakları enlice idi. İki kürek kemiği arasında, keklik ya da güvercin yumurtası büyüklüğünde tüylerle kaplı kırmızımtırak bir ben vardı; ki, bu ben, peygamberlik mührü idi. Yürürken adımlarını düzgünce kaldırarak atar, sanki yokuştan iniyormuşçasına önüne hafifçe eğilerek hızlıca yürürdü. Peygamber Efendimiz, bedeninin, giyeceklerinin, yiyeceklerinin ve çevresinin temizliğine büyük bir önem ve itina gösterirdi. < Önceki Hz Muhammedin doğduğu çevre, hz muhammedin doğduğu çevrenin özellikleri nelerdir, hz muhammedin doğduğu çevrenin dini yönden özellikleri,hz muhammedin doğduğu çevre nasıldı ? Ahiret Yolcusu Hz Muhammedin doğduğu çevre, hz muhammedin doğduğu çevrenin özellikleri nelerdir, hz muhammedin doğduğu çevrenin dini yönden özellikleri,hz muhammedin doğduğu çevre nasıldı ? Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde, Mekke şehrinde doğdu. O’nun yaşadığı asırda Arabistan’ın genel durumu ve Arapların yaşayışları ve Hz Muhammedin doğduğu çevre hakkında bilgiler; Peygamberimizin doğduğu çevre İslâmiyet’ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yaşıyorlardı. Her kabîle, diğerlerinden ayrı bir devlet gibiydi. Kabîle başkanına "Şeyh" deniyordu. Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazı şehirler kurulmuşsa da, genellikle çöllerde çadır ve göçebe hayâtı geçiriyorlardı. Hicaz bölgesinde üç önemli şehir, Mekke, Yesrib Medine ve Tâif’ti. Kabîleler arasında kan davası ve sınır anlaşmazlıkları gibi sebepler yüzünden savaş eksik olmazdı. Yalnızca yılın dört ayında Muharrem, Recep, Zilka’de ve Zilhicce aylarında savaşmazlardı. Bu aylara "haram aylar” denir. Bu aylarda, bütün kabîleler güvenlik içinde seyâhat edebildikleri için, genellikle büyük panayırlar bu aylarda kurulurdu. Mekke’nin hâkimi, Kâbe ve civârındaki putların koruyucusu oldukları için Kureyş kabîlesi, diğer bütün kabîlelerden saygı görürdü. Bu sebeple Kureyşliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere seyâhat edebiliyorlardı. Hicaz bölgesindeki panayırların en önemlileri, Mekke civârında kurulmakta olan Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz panayırlarıydı. Bu panayırlara ülkenin dört bir yanından akın akın gelenler arasında satıcılar, şâirler, hatipler, falcılar ve çeşitli dinlere mensup kimseler de bulunuyordu. Tâif’le Nahle arasında kurulmakta olan Ukaz panayırında, şiir yarışmaları yapılır; beğenilip derece alan şiirler, Kâbe’nin duvarlarına asılırdı. Müslümanlıktan önce, Arapların çoğunluğu putperestti. Yapmış oldukları bir takım heykellere ilâh diye tapıyorlardı. En önemli putlar, Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, Vedd, Suva’, Yeğûs, Yeûk ve Nesr adlarını taşıyanlardı. Mekke’de Kâbe ve civârına 360 kadar put yerleştirilmişti. Her kâbîlenin ayrı bir putu, her putun özel bir ziyâret günü vardı. Böylece yılın her gününde putlarını ziyârete gelenlerle dolup taşan Mekke, bir ticâret merkezi olduğu kadar, putperestliğin de merkezi hâline gelmiş bulunuyordu. Arabistan’da putperestlerden başka, Mûsevî, Hıristiyan, Mecusî ateşe tapan ve Sâbiî dinlerine mensup kimseler de vardı. Bunlardan başka, çok az sayıda, Hz. İbrahim’in tebliğinden o devre ulaşan dinî esasları benimsemiş tek Tanrı inancında olan "Hanîf"ler vardı. Nevfel oğlu Varaka, Cahş oğlu Abdullah, Huveyris oğlu Osman ve Sâide oğlu Kuss bunlardandı. İslâmiyetten önce Araplar arasında okuyup yazma bilenlerin sayısı son derece azdı. Cömertlik, konukseverlik, sözde durma, düşmanları bile olsa kendilerine sığınanları koruma, cesâret.. gibi bazı iyi özellikleri yanında, soygunculuk, faizcilik, zenginleri üstün, fakirleri hor görme, içki ve kumar düşkünlüğü, kabilecilik gayreti ile kan dökme gibi son derece çirkin âdetleri de vardı. Özellikle köle ve kadınlara hiç değer vermezlerdi. Kadınlar, ölen kocasından, babasından ve diğer yakınlarından mirâs alamadıkları gibi, kendileri mirâs malları arasında, mirâsçılara kalırdı. Erkekler istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi. Bazı kimseler kız çocuklarını diri diri kumlara gömecek derecede vahşet göstermişlerdi. İslâmiyetin doğuşu sırasında yalnız Araplar ve Arabistan değil, bütün dünya, haksızlık, sefâhat ve cehâletin karanlığı içindeydi. Alıntı..

hz muhammedin doğduğu çevre ile ilgili slayt