🥋 Samipaşazade Sezai Küçük Şeyler Özeti
sGKxSU. Tanzimat dönemi yazarlarından “Samipaşazade Sezai”nin “Kediler” adlı öyküsü, “Küçük Şeyler” adlı kitabında yer almaktadır. Yazar bu kitabındaki öykülerinde kişilerin iç dünyasını, değişik konulardaki hassasiyetlerini, duygu ve düşüncelerini işlemiştir. Öyküde ihtiyar Rossini’nin küçük dünyasındaki küçük hassasiyetleri işlenmiştir. Hikâye kahramanı ihtiyar Rossini, kendi hayatını tek başına devam ettirecek maddi ve sosyal kaynaklardan yoksundur. Karısının beslediği kediler yüzünden, çaresizlik içinde terk ettiği evine geri dönmek zorunda kalan biridir. İhtiyar Rossini’nin karısı, kedi beslemeyi tutku haline getirmiş bir kadındır. Kedileri kocasına tercih edecek kadar bencil, anlayışsız ve vefasız biridir. Nedeni bilinmiyor ancak kocasına hiç değer vermiyor, onu çok iyi tanıdığı için neler yapabileceğini iyi biliyor ve aldırmıyor. Öykü, İhtiyar Rossini’nin eşine “Ya ben ya kediler?” demesiyle başlar. Adamın eşi “ Kediler!” diyerek kedileri tercih ettiğini söyler. Otuz üç yıldır evli olan yaşlı adam, bu cevap üzerine evliliğini sorgulamaya başlar. Kedilerden büyük ölçüde ve sürekli rahatsızlık duymaktadır. Kedilerden biri ekmeğini çalmış, diğeri sütlü kahvesini içmiş, öteki de fincanını kırmıştır. Adam kedilerden birine bastonla vurmak isterken merdivenlerden düşüp yuvarlanır. Bunun üzerine eşiyle kavga eder. Kadın kocasına “Hiç kediye öyle vurulur mu? Ya bir yeri kırılsaydı…” deyince adam iyice hiddetlenir. Evden sinirli bir biçimde çıkıp karısını kaymakama şikayet eder, ancak bir sonuç alamaz. Gece yarısı karar verip sabah eşyalarını toplayıp evi terk eder. Bir süre sokaklarda dolaşır. Kendini yalnız ve çaresiz hisseder. Üstelik parası ve gideceği başka bir yer de yoktur. Evine geri döner. Hiçbir şey söylemeden odasına çıkar ve hırsından hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar. Öykü, karısının “O kadar haykırarak ağlama. Kedilerimi mi korkutacaksın!” sözleriyle son bulur. Öykü İstanbul’da Ada’da geçer. Olayın geçtiği mekânlar; ev, küçük oda, Ada’nın sokakları ve meyhanedir. Öyküde net bir zaman kavramı yoktur. Zaman genellikle “bir gün”, “sabah”, “akşam”, “33 yıllık evlilik” gibi ifadelerle belirtilir. Yazar, öyküyü ilahi bakış açısıyla anlatmıştır. Hikâyeyle ilgili her şeyi görüp, her şeyi bilmektedir. Öykünün dili günümüze göre oldukça ağırdır. Arapça, Farsça kelime ve tamlamalarla yüklüdür. Öykü genelde uzun cümlelerden oluşmuştur. “Bir günlük mahsul-i mesaisinin böyle mahv ve heder olmasından teessürle başını eline dayayarak pencerenin önünde oturdu. İşte orada, duvarın altında kahvesini içen, ekmeğini çalan, fincanını kıran, kendisini sabah keyfinden mahrum eden, velhasıl evinde bütün rahat ve asayişini selbeyleyen kediler, güneşe karşı abanoz gibi mücella siyah, kar gibi beyaz, sarı benekli, elvan-ı revnak-efzaları ve her an ve saniye renkleri değişen çeşman-ı pertev-füruzanları nazarında bir kavs-i kuzah teşkil ettiği esnada ön ayaklarını iptida ağızlarına götürüp nisvana mahsus bir tavr-ı işvebâzane ile yüzlerini temizleyerek safa-yı hatırla sabah kahvaltısını hazmetmekte ve öğle taamın hazırlanmaktaydılar.” Öyküdeki temel çatışma karı koca arasındaki çatışmadır. Aynı zamanda Rossini de kendi içinde bir çatışma yaşamaktadır. Öykünün ana fikri; “kimsesizlik ve çaresizlik insanlara istenmeyen şartlarda yaşamayı ve sabretmeyi öğretir” düşüncesidir. Bunun yanında evlilikte anlayışın önemi vurgulanmış, hayvan beslemek, bazı kişilerde tutku haline gelirken bazılarının bundan rahatsız olabileceğini dile getirmiştir. Türk edebiyatının ilk öykülerinden biri olan “Kediler” adlı öykü; dili ağır, konusu sıradan olsa da bir döneme ışık tutması ve öykünün geçirdiği evreleri göstermesi bakımından edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir. Samipaşazade Sezai Hayatı Samipaşazade Sezai,1860 yılında İstanbul’da doğdu. Tanzimat devri ileri gelenlerinden, ilk Maarif Nazırı Eğitim Bakanı Abdurrahman Sami Paşa ile Dilarayiş Hanım’ın oğludur. Babasının konağında özel öğrenim gördü. Çocukluk ve gençlik dönemleri, bazı eserlerinde özlemle anlattığı bu konakta geçti. Dönemin tanınmış yazar, şair ve devlet adamlarıyla bu konakta tanıştı. Eğitim yıllarında Arapça, Farsça, Fransızca, Almanca, Londra’da görev yaptığı yıllarda İngilizce öğrendi. 20 yaşına kadar herhangi resmi bir görev yapmayıp öğrenimine devam etti. 1880 yılında ağabeyi Abdüllatif Suphi Paşa’nın başında olduğu Evkaf Nezareti Mektubi Kalemi’ne memur oldu. Babasının ölümünden sonra da Londra elçiliği ikinci kâtipliğine atandı. Orada kaldığı dört yıl boyunca İngiliz ve Fransız edebiyatlarını yakından inceledi. 1885 yılında elçilik kadrosundan azledilerek İstanbul’a döndü. İstişare Odası’na memur oldu. Samipaşazade Sezai’nin İstanbul’da geçirdiği 1886-1901 yılları onun edebi bakımdan en verimli dönemi yılında Jön Türkler’e katılmak üzere Paris’e gitti. Burada Jön Türklerin lideri Ahmet Rıza Bey’in denetiminde yayınlanan Şura-yı Ümmet gazetesinde II. Abdülhamit ve istibdat rejimi aleyhine yazılar yazmaya başladı. Daha sonraki yıllarda “Paris’te Geçen Seneler”, “Paris Hatıralarından” ve ”Paris’te Yedi Sene” adlı yazılarında Paris’te yaşadığı yılları ve Jön Türklere ilişkin anılarını dile getirdi. 1908 yılında, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. 1909’da Selanik’te toplanan İttihat ve Terakki Kongresi’ne katıldı. 1909-1921 yılları arasında Madrid Serliği yaptı. Trablusgarp, Balkan, I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarını, tedavi için gittiği İsviçre’de geçirdi. O zamana kadar büyük bir hayranlıkla savunduğu ve örnek alınmasını istediği Batı uygarlığı hakkındaki düşünceleri yavaş yavaş değişmeye başladı. 1921 yılında elçilik görevinden azledildi. Bunun üzerine İstanbul’a döndü ve sadece yazılarıyla ilgilenmeye başladı. 1927 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kendisine “Hidemat-ı Vataniyye” düzenlemesiyle maaş bağlandı. Ayrıca İstanbul Belediyesi’nin Mühürdar’da kiraladığı bir evde oturdu. 26 Nisan 1936’da hayata gözlerini yumdu. Ölümünün ardından Küçüksu Mezarlığı’na defnedildi. Edebi Kişiliği Samipaşazade Sezai, yazı hayatına 14 yaşında başladı. “Maarif” başlıklı ilk yazısı 1874 yılında “Kamer” adlı gazetede yayınlandı. Abdülhak Hamit ve Recaizade Mahmut Ekrem ile yakın dost oldu. Gençlik yıllarında tanıştığı Namık Kemal’le sürekli mektuplaştı. Çok sayıda eseri yoktur. Bir roman, iki küçük hikâye kitabı, hatıra ve seyahat yazıları vardır. 1888 yılında bir paşazade ile bir cariyenin aşk öyküsünü anlattığı “Sergüzeşt” adlı romanı yayınlanana Samipaşazade, Türk edebiyatının ilk roman yazarları arasına girdi. Dönemin güncel konularından biri olan esareti işlediği eseri, basında büyük yankılar uyandırdı. Övgülerin yanında olumsuz eleştirilere de hedef oldu. Alphonse Dodudet’nin “Jak” romanını Türkçeye çevirdi. 1891 yılında öykülerini “Küçük Şeyler” adlı kitabında topladı. 1897 yılında “İkdam” gazetesinde makaleler yazdı. Bazı makale ve hikâyelerini “Rumuzü’l Edeb” adlı kitabında topladı. Türk edebiyatında modern anlamda, kısa öykünün kurucusu kabul edilen yazar, romantik bir mizaca sahip olmakla birlikte, gerçekçilik akımından da etkilendi. Bu tavrı, öykülerinde olduğu kadar gezi ve anı türündeki yazılarında da dikkat çekti. Konularını her zaman yerli hayattan seçti ve “sanat için sanat” anlayışıyla eserler verdi. Eserleri Roman Sergüzeşt 1889 Öykü Küçük Şeyler 1892 Oyun Şîr 1879 Sohbet – Anı – Eleştiri Rumuzu’l – Edeb 1900, İclal 1923
Küçük Şeyler Samipaşazade Sezai Hikayesinin Özeti Kitabın Özeti 1891’de yayımlanan ve edebiyatımızda Batılı tarzda modern öykünün ilk örneği kabul edilen Küçük Şeyler, bir mukaddime önsöz, birisi tercüme yedi öykü ve bir mensureden düzyazı şiir oluşmaktadır. Kitap, Bu Büyük Adam Kimdir? adlı hikayeyle başlar. Hikâye kahramanı çocuk, Fransızca derslerinde okutulan kitabın etkisinde kalır ve sokakta gördüğü bir adamı hareketlerinin farklı olmasından dolayı gözünde büyütür ve önemli biri olarak düşünmeye başlar. Fakat daha sonra tesadüf olarak bu adamın okuma yazma bilmeyen sıradan bir kişi olduğunu öğrenir. İkinci hikayesi olan "Hiç" isimli hikayede bir gencin hikayesini anlatır. Babasız olan bu genç adam, eğitimli ve içine kapanık olarak büyümüş. Annesinin hastalığı sebebiyle zor günler geçirmektedir. Bir gün vapurda kendisine gülen güzel bir genç kız görür. Bu gülümsemeyle aşk hayallerine dalan genç adam, daha sonra bir gün kızı yakından görür ve üst dudağının kısa olduğunu farkeder. Üst dudağının kısa olması nedeniyle tüm hayalleri yıkılır. Üçüncü hikaye "Kediler" hikayesidir. Bir kocanın yaşadığı yalnızlığı anlatan bir hikayedir. 33 yıllık hayat arkadaşının kendisinin yerine sürekli eve doluşan kedilerle ilgilenip hep onları düşünmesi nedeniyle hayata küsen bir adamın evi terk etmesi ve akşam gidecek bir yeri olmadığından geri eve dönmesini anlatır. Dördüncü hikaye olan İki Yüz Elli Kuruşa Bir Asır hikayesi Çamlıca'nın güzelliklerini anlatarak başlar. Buradaki ağaçları, koruları gerçekçi gözlemlerle anlatan yazar bir kaç yıl sonra bu ağaçların iki yüz elli kuruşa odunculara satıldığını söyleyerek hikayeyi bitirir. Beşinci hikaye Düğün hikayesidir. Bu hikayede güzel bi kız olan Dilsitan eve güzel olduğu için köle olarak alınır. Evin genç beyinin düğün hazırlıkları yaptığını öğrenince gelinin kendisi olduğunu düşünür. Fakat evin beyi, kendi sosyal konumuna denk bir hanım ile evlenecektir. Daha sonra Dilsitan gelinin kendisi olmadığını öğrenince verem olur. Son anlarını yaşamaya başlar. Altıncı hikaye ise Pandomima'dır. Paskal kimsesi olmayan yalnız ve içine kapanık bir tiyatro oyuncusudur. Pandomim sanatçısıdır. Oyunlarında insanları güldüren adam olan ama aslında içi kan ağlar. Bir gün oyununa gelen Eftalya isimli genç ve güzel kadına aşık olur. Ancak Eftalya bir müddet kaybolur. Ve daha sonra bir tiyatroya kocasıyla beraber gelir. Daha sonra bu duruma çok üzülen Paskal'ın bedeni cansız olarak evinde bulunur.
Samipaşazade Sezai, Osmanlı döneminin önemli devlet adamlarından bürokrat ve şair Abdurrahman Sami Paşa ile Dilarayiş Hanım'ın oğlu olarak, 1860'ta İstanbul Aksaray'daki konakta dünyaya geldi. Babasının çalışmalarını yürüttüğü, dönemin önemli fikir adamı ve edebiyatçılarından Ziya Paşa, Ahmed Vefik Paşa, Ali Suavi, Osman Nevres, Yenişehirli Avni Bey ve Üsküdarlı Hakkı Bey gibi isimlerin gelip gittiği konak, bir kültür merkezi öğrenimini bu konakta yapan Sezai'nin hocaları arasında Çankırılı Haşim, Mehmed Galib, Resul Mesti ve Muallim Feyzi yer aldı. Fransızca, Almanca, Arapça ve Farsça öğrenen Sezai, henüz çocuk yaşta babasının Çamlıca'daki yazlık köşküne komşu evlerde oturan ve ömür boyu dostlukları devam eden, yazarlığına da etkisi olan Abdülhak Hamid Tarhan ve Recaizade Mahmud Ekrem'le yazar, 14 yaşındayken yazarlık hayatına başladı ve 1874'te "Kamer" adlı gazetede kaleme aldığı söylev türündeki yazılarla adından söz ettirdi. Namık Kemal'in etkisinde kalarak yazdığı 3 perdelik oyun olan "Şir" adlı kitabını 1879'da yayımlayan Sezai, edebiyat eğitimini 20 yaşına kadar sürdürdü. Ağabeyi Suphi Paşa'nın başında olduğu Evkaf Nezareti Mektub-i Kalemi'nde 1880'de memur olarak göreve başlayan Sezai, ertesi yıl Londra elçiliğinde ikinci katipliğine atandı ve İngiltere'de 4 yıl kaldı. Bu dönemde İngiliz ve Fransız edebiyatını inceleme fırsatı yakalayan yazar, daha sonra elçilikteki görevinden istifa edip İstanbul'a dönerek, 1885'te İstanbul Hariciye Nezareti İstişare Odası'nda çalıştı."Sergüzeşt" adlı romanını 1888'de okurlarla buluşturduSamipaşazade Sezai, kariyerinin ilk önemli eseri olan "Sergüzeşt" romanını 1888'de okurlarla buluşturdu. Bu romanı Türk edebiyatında romantizmden realizme geçiş eseri olarak kabul edilen Sezai, Şemsettin Sami, Namık Kemal ve Ahmet Mithat Efendi'den sonra Türk edebiyatının ilk romancıları arasına edebiyatında modern öykücülüğün başlangıcı Sezai'nin 1891'de kısa öykülerini bir araya getirdiği "Küçük Şeyler" adlı eseriyle olurken, yazarın hassas kişiliği ve detaycılığından izler taşıyan öykülerinde, günlük yaşamın içerisinde dikkat çekmeyen silik karakterler yer zamanda Türk edebiyatı tarihi içerisinde öykülerde geleneksel anlatılarda olduğu gibi garip tesadüflere, doğaüstü olaylara yer vermemesi ve daha gerçekçi bir tutum sergilemesi de bu eserin "ilk modern öykü derlemesi" olarak kabul edilmesini destekleyen nitelikte eserini ayrıntılardan oluşturmasının sebebini ise mukaddime kısmında şöyle izah etmiştir"Dünyada bir zerre yoktur ki güzel yazılmak şartıyla bir mevzu-i mühim addedilmesin. Alem-i şemsin ahvalini tasvir etmekle bir hurdebini böceğin kalbini teşrih eylemek edebiyatça müsavidir. En mufassal, en mükemmel kitaplarda bazı küçük şeyler noksandır ki o küçük şeylerin edebiyatça ehemmiyeti pek büyüktür." Daha sonra "Sergüzeşt" adlı kitabında esaret konusuyla birlikte hürriyet kavramını işlemesinden dolayı göz hapsine alındığını düşünen yazar, İstanbul'daki Jön Türklerle tanışarak, 1901'de Paris'e gitti. Paris'te bulunduğu dönemde Latife Hanım'la kısa süren bir evlilik yapan Sezai, 2. Meşrutiyet'in ilanına kadar İttihat ve Terakki'nin yayın organı "Şura-yı Ümmet" gazetesinde 2. Abdülhamid rejimini eleştiren yazılar 2. Meşrutiyet'in ilanından sonra 1908'de dönen Sezai, 1909'da Selanik'te katıldığı İttihat ve Terakki toplantısında Mustafa Kemal Atatürk'le tanıştı ve aynı yıl Madrid Büyükelçiliğine atanarak 1921'e kadar aynı görevi Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması ve sıhhatinin bozulması üzerine 1916-1918'de İsviçre'de tedavi süreci geçirdi ve Madrid görevinden sonra İstanbul'a geri gelerek, yaşamını çeşitli gazete ve dergilere yazdığı yazılarla güç şartlar altında kısa bir süre de Süleymaniye Kız Lisesinde Türkçe öğretmenliği yaptı ve 1927'de Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından "hidemat-ı vataniyye" tertibinden kendisine maaş son yıllarında başladığı "Konak" adlı romanını tamamlayamadan, İstanbul'da 26 Nisan 1936'da hayata veda eden Samipaşazade Sezai, Küçük Su Mezarlığı'nda Recaizade Mahmud Ekrem'in yanına defnedildi. - "Sanat için sanat" anlayışıyla eserler verdiMilli Mücadele yıllarını yurt dışında geçiren Sezai, ülkesine yapılan saldırı ve işgallerden dolayı hayal kırıklığına uğrarken, Batı medeniyetine duyduğu sevgi ve saygıyı yitirerek, "Çanakkale'ye Dair", "Kahraman Türk Zabiti", "Yaralı Bir Asker", "Malta Geceleri" ve "Çalınmış Ülkeler" yazılarında bu fikir değişikliğini içeren duygu ve düşüncelerini kaleme İspanya'daki yıllarını "Gırnata" ve "El-Mescidü'l Camia Elhamra" yazılarında, İsviçre'de geçirdiği dönemi ise "İsviçre Hatıratı" başlıklı makalesinde Tanzimat yazarları gibi çok sayıda eser vermeyen Samipaşazade Sezai, yazarlık hayatı boyunca bir roman, iki küçük hikaye kitabı, hatıra ve seyahat yazıları kaleme aldı. Türk edebiyatı tarihinde Halit Ziya Uşaklıgil'den önce yetişen ilk büyük üslupçu olarak işaret edilen Sezai, hayatı boyunca Tanzimat'tan sonra ortaya çıkan yeni edebiyat akımını savundu. Usta yazar, Milli edebiyat akımı başladıktan sonra da Türk dilinin sadeleşme durumunu destekleyerek, bu fikri Türklüğün manevi varlığını gösterecek tek yol olarak gördüğünü ifade roman ve öykülerinde realizm akımının etkisinde kalarak, halkın içindeki kahramanlara kendi dilleri, çevreleri ve günlük yaşamlarıyla yer verdi. Eserlerinde gözleme önem veren yazar, sanat için sanat anlayışını benimsedi. Alphonse Daudet'nin "Jack" adlı romanının Türkçeye çevirisini de yapan Sezai, "Küçük Şeyler" kitabından sonra bazı makale ve hikayelerini "Rumuzü'l-Edeb" adlı kitapta topladı. Bu eserin yayınlanmasından yaklaşık 23 yıl sonra da çok sevdiği yeğeni İclal'in ölümü üzerine yazdığı mensur, bir mersiye ile bazı nesir ve hatıralarını "İclal" isimli bir kitap adı altında okurlarla eserleri ile şöyleRoman "Sergüzeşt" 1888, Öykü "Küçük Şeyler" 1892, Oyun "Şir" 1879, Sohbet - Anı - Eleştiri "Rumuzu'l- Edeb" 1900 ile "İclal" 1923 Anadolu Ajansı web sitesinde, AA Haber Akış Sistemi HAS üzerinden abonelere sunulan haberler, özetlenerek yayımlanmaktadır. Abonelik için lütfen iletişime geçiniz.
SAMİPAŞAZADE SEZAİ 1859?-1936*Tanzimat Edebiyatı İkinci Dönem sanatçısı, siyasetçi, diplomat, gazeteci, yazar.*İstanbul Aksaray’da doğmuştur.*Doğduğu konak Ziyâ Paşa, Ahmed Vefik Paşa, Ali Suâvi, Osman Nevres, Yenişehirli Avni Bey ve Üsküdarlı Hakkı Bey gibi önemli fikir adamı ve edebiyatçıların sık sık uğradığı bir mekân idi.*Sezai, eğitimini bu konakta özel hocalardan almıştır.*Sezâi’ye burada devrin şairlerinden Osman Nevres, Üsküdarlı Hakkı ve Yenişehirli Avni, şiir ve edebiyat zevki verir.*Fransızca hocası, onda hür düşünce fikrini uyandırmıştır.*Sezâi, henüz çocuk yaşta, Abdülhak Hâmid ve Recâizâde Ekrem’le tanışır.*17-18 yaşlarında Namık Kemal ile sürekli mektuplaşmıştır.*1885-1901 arasında İstanbul’da yaşamış ve edebi açıdan verimli bir dönem geçirmiştir.*Sergüzeşt adlı romanı yayımlayarak Türk edebiyatının ilk romancıları arasına girdi.*1891’de hikâyelerini “Küçük Şeyler” adlı kitapta topladı.*1901’de Paris’e kaçtı; II. Meşrutiyet’in ilânı üzerine döndü.*Çok sevdiği yeğeni İclal'in ölümü üzerine, mensur bir mersiye ile daha bazı nesir ve hatıralarını “İclal” isimli kitapta topladı.*1936’da vefat etti. Kabri Küçüksu Mezarlığı’ndadır.*Henüz on dört yaşında iken edebiyata heves eden Sezâi, söylev türündeki ilk yazılarıyla adını duyurmuştur.*Gençlik yıllarında Namık Kemal’in etkisinde kalan sanatçı, sonraki yıllarda Ekrem ve Hamid etkisindedir.*Hikâye, roman, tiyatro ve edebî tenkitle çok sayıda siyasî ve sosyal muhtevalı makale yazmıştır.*Şiirlerinde romantizmin, roman ve hikâyelerinde realizmin izlerini görmek mümkündür.*Genel anlamda "sanat için sanat" anlayışını benimsemiştir.*Edebiyat tarihinde “Sergüzeşt Yazarı” olarak tanınmıştır.*“Sergüzeşt”, Türk edebiyatında romantizmden gerçekçiliğe geçişin başarılı örneklerinden biri sayılır.*Hikâye ve romanlarında halkın içinden kahramanları kendi dilleri, çevreleri ve günlük yaşamlarıyla yansıtmıştır.*Hikâye ve romanlarında dönemine göre güçlü bir tekniğe sahiptir.*Hikâyelerinde özellikle tahlile büyük önem vermiştir.*Edebiyatımızda Maupassant tarzını benimseyen ilk hikâyecidir.*En küçük şeylerin bile hikâye konusu olabileceğini savunur.*Fransız sanatçı Alphonse Daudet’den esinlenerek yazdığı kısa öykülerle Batılı anlamda ilk gerçekçi ürünleri vermiştir.*Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk öykü örneklerini Küçük Şeyler yazmıştır.*Romancılığımızı realizme yönelten kişilerdendir.*Eserlerinde gözleme önem vermiştir.*Betimlemelerde ağır, konuşma bölümlerinde sade ve doğal bir dil kullanmıştır.*Halit Ziya’dan önce yetişen ilk büyük üslûpçu olmakla birlikte cümleleri onun cümleleri kadar sağlam değildir.*Hayatı boyunca yeni edebiyatı savunmuş, daima yeninin ve yeniliğin yanında yer almıştır.*Millî Edebiyat akımı başladıktan sonra Türk dilinin sadeleşmesi fikrini desteklemiştir.*Eserlerinde doğu ve batı kültürünün kaynaştığı görülür.*İkinci Tanzimat nesli içinde politikayla en çok uğraşan SEZAİ’NİN ESERLERİTiyatro Şîr, Mantemeden?Hikâye Küçük Şeyler, Müdafaa-i Zulüm?Roman Sergüzeşt, KonakÇeviri JackDüzyazı Rümuzul Edep, İclal-Küçük Şeyler*Çeşitli hikâye, deneme ve tercümelerden meydana gelen bu eserinde Sezâi, mukaddimede belirttiği gibi Nâmık Kemal ve Abdülhak Hâmid çizgisinden kısmen uzaklaşmakla birlikte yine de tasvirlerine şahsî duygularını katmak suretiyle romantizmden tamamen kopamadığını göstermektedir.*Özellikle realist tasvirleri dolayısıyla devrinde bir çığır açan eser Servet-i Fünuncular üzerinde büyük ölçüde etkili olmuş, gerek devrinde gerekse daha sonraki yıllarda takdirle karşılanmıştır.*Batılı anlamda ilk öykü örneklerini içerir.*Eserdeki bazı hikâyeler çeviridir.*Kitapta küçük olayları anlatan yazar, bu olayları güçlü bir dille, dikkat çeken hikâyelere yirmi yaşlarında iken kaleme aldığı bu oldukça zayıf ve acemice eser üç perdelik bir trajedi olup devrinde bir yankı uyandırmamıştır.*Şîr Farsçada “arslan” demektir.*Sanatçının ilk eseridir.*Henüz 20 yaşındayken yazdığı bu tiyatroda oldukça acemidir.*Dili oldukça sade olan eser okunmak için yazılmıştır.*Üç perdelik mensur bir trajedi olan eserde ifade bakımından Namık Kemal’in izleri açıkça hâtıra, gezi notları ve sohbet yazılarından meydana bir hikâye ile hâtıra, gezi notları ve denemelerden 1934-1935 yıllarında yazmaya başlayıp tamamlayamadığı bir roman müsveddesi olup Güler Güven tarafından yayımlanmıştır.
samipaşazade sezai küçük şeyler özeti