🦔 Bir Mıknatıs Başka Bir Mıknatıs Dışında Hiçbir Maddeye
Tony Stark’ın geçirdiği zihinsel dönüşüm. Bence filmin en başarılı yönlerinden birisi şımarık bir silah tüccarı Stark’ı Demir Adam’a dönüştüren zihinsel değişimin adım adım ve başarılı bir şekilde yansıtılabilmesi. Stark’ın babasını yani Howard Stark’ı daha önce Kaptan Amerika İlk Yenilmez’de
Süper iletkenlik kazanan maddeler, elektrik iletkenliği “sonsuz” olarak tanımlanan element ya da alaşımlardır. Bilindiği üzere alaşım, bir metalin bir ya da daha fazla element ile bir karışım oluşturmasıdır ve sonuç olarak ortaya metal özellikleri gösteren bir madde çıkmaktadır. İşte tıpkı elementler gibi bazı
Fe(demir) elementi de başka bir element ile bir araya gelerek bir bileşik oluşturunca artık mıknatıs tarafından çekilmez olur. Fakat, kabın ısınması, her zaman bir kimyasal tepkimeyi başlatmaya yetmeyebilir. Çünkü, her tepkimenin başlaması için belli bir seviyenin üzerine kadar ısıtılması gerekir.
Mıknatısaltın parçasının üstünde tutulur. Altın, mıknatısı çeken bir mıknatıs değildir, bu nedenle mıknatıs ona çekilirse, taklit edildiğini ya da altından daha fazla metal içerdiğini gösterir, ancak mıknatısa cazip gelmesi altının gerçek olduğunu göstermez. Diğer metallerin çekici olmadığı. Yoğunluk Testi
KOMŞUMUZ BORÇ BATAĞINDA. Leyla LİMAN ORUÇ. E-Posta : leylalimanoruc@gmail.com. Enerjisine aşık olduğum güzel İstanbul, sensiz de olmuyor seninle de olmuyor. Kaçtım senden. Bir an geliyor ki ruhunun ağırlığını taşıyamıyor insan. Metropol hastalığı koydum adını. Salgın halde bu aralar.
WEBVTT1 --> 00:00:02.028 Merhaba. Ben Doktor Roderick Campbell. 2 00:00:02.111 --> 00:00:04.864 Ekibinizin zaten kaynaklarımızın bir kısmını kullandığını b
a) Arşivlenen yedek kopyanızın başka bir bilgisayara yüklenmemesi veya başka bir bilgisayarda kullanılmaması kaydıyla, arşiv amaçlı olarak kalıcı bir saklama ortamına Yazılımın bir kopyasını kaydedebilirsiniz. Oluşturacağınız diğer her türlü kopya, bu Sözleşmeyi ihlal eder.
Mıknatıs yapımında kullanılması sağlanan en önemli maddelerden biri alnicodur. Alnico; nikel, çelik ve alüminyumdan oluşur. Platin kobalt alaşımları saat sanayisi içerisinde
Bir elektro mıknatıs, içinde demir nüve (çekirdek) Demir nüve bulunan bobinden meydana gelir. Bobin sargılarından elektrik akımı geçirildiğinde manyetik alan meydana gelir. Demir nüve bobinin meydana getirdiği manyetik kuvvet hatlarının dağılmasını önleyerek şiddetli bir manyetik alan oluşmasını sağlar.
37Lw. Her Şey Enerjidir; Enerjiden Başka Bir Şey Yoktur, Madde de Saf Enerjidir, Biz İnsanlar da Sadece Enerjiden Oluşuruz. Düşünceler, Duygular, Heyecanlar, Olaylar ve Durumlar da Enerjinin Değişik Biçimleridir…Bu çerçeve içinde Evren’e dileğimizi gerçekleştirmek için nasıl ifade etmeliyiz, doğru istemeyi nasıl öğrenmeliyiz… Madde nelerden oluşur? Çok minik, atom denen parçacıklardan. Eşyalar, birbirinden, sadece hangi atomlardan oluştuklarıyla ve bunların nasıl sıralandığıyla ayrılırlar. Bu Dünya’daki bütün maddeler, sadece bu atomlardan oluşur. Atomlar, atomlarla birleşerek, büyük bileşenler oluşturur veya tekrar ayrılırlar. Atomlar, daha küçük basit taneciklere ayrıştırılabilir; bunların en önemlileri protonlar, nötronlar ve elektronlardır. Bunu basite indirgeyerek şöyle hayal edebiliriz Atom çekirdeğini oluşturan protonlarla nötronlar ile bunların etrafında daireler çizen elektronlar arasında çok boş yer vardır. Hayal etmesi zor ama gerçek bir atomun çekirdeği, bir bezelye büyüklüğünde olsaydı, elektronların kılıfı yüz yetmiş metre uzakta olurdu. Yani bizim “gördüğümüz” şeylerin çoğu, SADECE BOŞLUKTUR. Buna rağmen, bunu madde sayarız. Ancak sadece biz, bunun böyle olduğunu varsayarız, gerçekte ise böyle değildir Hiçbir Şey Gördüğümüz Gibi Değildir. Biz sadece çeşitli titreşimleri algılar, bu bilgileri beynimizde işleyerek, sabit bir tasarıma dönüştürürüz. Biz bunu “çeviririz”. Neredeyse tüm insanlar, çok benzer biçimde çevirdiklerinden en azından biz bunu böyle kabul etmekteyiz, cisimleri de benzer bir biçimde “görüyor” ve “hissediyoruz”. Mesela renkler, Hiç bizim algıladığımız biçimde değildir. Titreşimler gözümüze ulaşır, orada elektrik tetiklemeye dönüşür ve beynimiz bizim “gördüğümüzü” üretir. Hatta değişik renk frekansları, bazı duygular oluşturabilir ve içimizde bazı dalgalanmaların olmasına neden olur. Bu yüzden maddenin, her zaman aynı ısıya sahip olmasına rağmen, biz bazı renkleri soğuk veya sıcak diye adlandırırız. Yani herşey atomlardan oluşur; Atomlar temel taneciklerden ve bunlar da muazzam enerji birikimleridir. Ancak bu Dünya’daki her cismin, her insanın ve her durumun, sadece enerjisinin değişik formları olduğunu anlarsak, maddeyi nasıl etkileyebileceğimizi kavrayabiliriz. 1933 yılında Fizikçi Marie ve Pierre Curie çifti, “hiçbir şey”den nasıl madde elde edilebileceğini gözlemlemişlerdi. Enerjinin kütleye dönüşebileceğini bilimsel olarak keşfetmişlerdi. Burada, esas konumuz olan “doğru istemek” için çok önemli bir noktaya geldik Enerji, yönlendirilebilir ve bu düşünce gücüyle yapılır. Düşüncelerimiz, enerjiyi bir noktaya yönelten bir lazer tabancası gibidir. Bir ampulun ışığı ile bir lazerin ışığı arasındaki en önemli fark, yayılmadadır; birinde fotonlar, her bir yöne uçuşur, diğerinde ise bir noktaya yoğunlaşır. Aynı bu şekilde, düşünce gücümüz de her zaman ve her yerde mevcut olan enerjiyi yönlendirir ve bu enerjinin belli bir biçimde sıkılaşmasını sağlar. Hiçbir şey bizim gördüğümüz gibi değildir. Madde enerjidir, enerjiden oluşur ve enerji sayesinde mevcut durumunu korur. Enerji yoksa madde yoktur. Her düşünce, saf enerjidir ve kendisi de enerjiye etki eder. Enerji, maddeyi oluşturuyorsa ve düşünceler saf enerji ise, çevremizde sürekli bizim maddeleştirdiğimiz şeyler olmaktadır. Çünkü biz sürekli düşünürüz. Yani isteklerimizi hayatımıza çekmek için şunları yapmalıyız Düşüncelerimizin gücünü kullanmak. Ne istiyorsak kendimizi buna uygun çekim gücüne yükseltmek. Bunun için;iki yasadan faydalanabiliriz; OLUŞTURMA YASASI Fizikte, bütün hayatımızın üzerine kurulu olduğu temel bir kanun vardır. Daha önceden de bahsettiğimiz gibi, sabit her görüntü biçimi enerjiden oluşur ve başka bir biçime dönüşebilir. Bu yasa ayrıca enerjinin hiçbir zaman kaybolmadığını, sadece şekil değiştirebileceğini söyler. Enerji değiştirilebilir, nakledilebilir ama hiçbir zaman yok edilemez. Doğa filozofu Demokrit 460-371; Dünya’daki hiçbir şeyin gerçekten kaybolmadığını, sadece değiştiğini keşfetmişti. Bugünün fizik bilgisi bu teoriye dayanır. Bizim konumuz olan “doğru istemek” açısından bunun anlamı nedir? Madde, nasıl başka biçimlere veya bizim göremediğimiz bir enerjiye değişebiliyorsa, önce görünmez olan bir enerji de maddeye dönüşebilir. Ve formların bu değişimini etkileyebiliriz. Yeni formlar yaratan, sadece enerjidir. Enerji, bilinçaltı sayesinde yönetilebilir ve muhafaza edilebilir. Ne düşünüyorsak o, maddeye dönüşür. Bu imkansız gibi görünebilir. Tıpkı bir yıl içinde iki araba kazanmak, hayatının aşkını bulmak, ideal işi, ideal evi veya sadece ikinci el bir çamaşır makinesi bulmak gibi. Zira her dilek, bir enerjidir. Dilek gönderilir ve dilek kendini gerçekleştirmek ister, yani maddeye dönüşmek ister. Yayılan düşünceler ne kadar yoğun ise, enerji o kadar güçlü olur. Ne kadar güçlü duygu yüklenilirse, o kadar itici güç alırlar. Maalesef negatiflikler içinde bu böyledir. Bizim ne düşündüğümüz, enerjinin umurunda değildir. Enerji iyi ile kötü arasında ayırım yapmaz, ahlak nedir bilmez ve de yargılamaz. Neye dönüştüğü umurunda değildir. Sadece biçim değiştirir. Bu esneda şu temel yasaya uyar Enerji, daima dikkatimizi takip eder. Mutsuz olduğumuzda, evrene çoğu zaman olumsuz düşünceler göndeririz. “Ben çok mutsuzum”, “çok kötüyüm”, “acınacak durumdayım”, “hiç umut yok”. İşte tüm bunlar, evren için yoğun etkili emir cümleleridir. Mutsuzluğumuz güçlenecektir. Ama aynı prensip bizim lehimize de çalışabilir. Düşünce enerjileri yayınlanır ve yoğunlaşır. Değişik enerjiler buluşur, insanlar bunları yakalar, kendi fikirleri zanneder, bunlara eklemeler yapar, üzerlerinde çalışır ve birdenbire arzu edilen partner veya çoktandır istenilen bir eşya, kapının önüne gelir. Herşey enerjinin bir biçimidir. Tam olarak düşünürsek, dünyamızda herşeyden inanılmaz bir arz mevcuttur. Bu, sadece bir dağıtım sorunudur. Herşey vardır. Herkes içindir. Bizim içinde. Bu, sadece bir arz-talep meselesidir. Biz yoğun etkili bir biçimde ne istersek, o bizim hayatımıza girecek şekilde dağıtılır ve yapılır. Yokluklarla dolu bir hayat yaşıyorsak, bu yoklukları bilinçaltımız tarafından biz istemişizdir. Biz bu yokluk içinde yaşarken, belki komşumuz zengin bir hayat sürmektedir ve bu sadece onun hayatında zenginlik istemesinden kaynaklanmaktadır. Her şeyden, çok miktarda mevcut olduğunu ve bizim hayatımızın sadece bizim istediklerimizden oluştuğunu anladığımızda, hayatımız tamamen değişecektir. Zira enerji, her biçimi alabilir. Her şey, fazlasıyla mevcuttur; sadece talebe göre dağıtılır. Dilemek, devasa ve yoğun istek enerjileri ile çalışan bir değiş tokuş borsasından başka bir şey değildir. Arayan bulur! Biz, enerji yayarız, enerji alırız. Dünyamızı, kendi hayal dünyamıza göre kurarız. Biz biçimlendiririz, yoğunlaştırırız, engel oluruz veya bozarız. Enerji, her zaman mevcuttur ve onu, uygun bir biçimde kendimize çekeriz. Burada çekim yasası devreye girer. 2. ÇEKİM YASASI “Benzer benzeri çeker” Buna karşılık, değişik olanlar birbirini iter. Hatta benzer, benzeri ile güçlenir. Yani yoğunlaşır. Bunu, piyangodan da biliriz. Bir tuşuna basıldığında, aynı akortlu telleri de titreşime başlarken, başka bir frekansa ayarlanmış diğer teller hareketsiz kalır. Düşüncelerimiz de belli bir frekansta titreşen enerjidir. Yani biz, her ne düşünürsek, aynı titreşimleri harekete geçiririz. Bu tabii tersine de işler. Orada, dışarıda düşüncelerimizle aynı frekans da titreşen herşey, bizi de harekete geçirir. Düşüncelerimiz, kendine benzeyenlerin hepsini kendine çeken, görünmez bir mıknatıs gibidir. Neden zaten çok şeyi olanlara, daha çok şey gelir? Çünkü öyle düşünürler. Çünkü düşünce dünyalarında başka birşey mevcut değildir. Çünkü zenginliğe ait titreşimlerde yaşarlar. Başarı, Başarıyı Çeker; Mutsuzluk Daha Çok Mutsuzluğu. Eğer aşıksak, aşktaki mutluluğumuza paralel olarak, diğer herşey de yolunda gider. Tabii zira dünyaya pozitif gözlerle bakarız. Pozitif düşünceler, pozitif bir dünya yaratır. O zaman herşeyi becerebiliriz. Kullandığımız cümleler artık “çok mutluyum”, “bütün dünya elimin altında”, “herşey yolunda” şeklindedir. Ve Gerçektende, Dünya Elimizin Altındadır, Zira Evren, Tüm Bu Cümleleri Yakalar Ve İşleme Sokar. Ancak biz, fikrimizi değiştirdiğimiz anda ve aşkın artık bizi kucaklamadığını hissedersek, dünyayı tenkit ederiz ve dilek cümlelerimiz artık çok farklıdır “O artık beni sevmiyor”, “Zaten beni kimse sevemez”, “Güzel değilim”, “Kendimi küçük ve çirkin hissediyorum”, “Bütün dünya bana karşı”. Ve bizim dilek cümlelerimizin değişmesine uygun olarak, kısa zamanda, yaşananlar da değişecektir. İnsan, kendi durumunu kendisinin yarattığını fark etmeden, düşündüklerinin teyidini almaya başlar. Eğer bir gün boyunca kendi kendimizi inceleyecek olursak, bu tür emir cümlelerini, içimizden devamlı olarak söylediğimizi fark ederiz. Titreşim, titreşimdir ve bizim düşüncelerimizle ve tavırlarımızla yoğunlaşır. BİRAZDA BİYOLOJİ EKLEYELİM “Ben sadece gözümle gördüğüme inanırım”, “Enerji, titreşim…bana bunları önce göstermen gerekir” Bu ve buna benzer cümleleri, kemikleşmiş “realist”lerden sık sık duymaktayız. İşin esprisi, bir de bundan gurur duymalarıdır. Bunun neden bir espri olduğunu ve ara sıra bu tür cümleler kurduğumuzda, aklımıza bunları nasıl açıklayabileceğimizi bu biyoloji gezimizde öğreneceğiz. Temel olan, etrafımızdaki gerçekleri çok küçük bir parçasını duyu organlarımız ile algılayabildiğimizdir. Gözlerimizle, mevcut ışık yelpazesinin sadece yüzde sekizini görebiliriz. Gerçeği anlayamayız. Yani gerçeğin % 92’si bizim gözlerimizden kaçmaktadır. Ve diğer duyu organlarımızda, durum daha da kötüdür. Bu % 92’nin mevcudiyetini bilmemize rağmen, bu hiç yokmuş gibi davranırız. Ve bunu da sadece, idrak edemediğimizden yaparız. Ve idrakımıza, gerçeğin aslından daha çok güveniriz. Yani önce şunu bir tespit edelim Bizim idrakımız, gerçeği algılamamız, o kadar da gerçek değil. Bunu daha anlaşılabilir yapan bir hikaye de mevcuttur Birkaç kör insan bir fili ellerler. Filin bacağını elleyen kör “fil yuvarlak ve serttir” derken, filin hortumunu elleyen bir diğeri “fil, incedir ve sürekli oraya buraya uçar” der. Biz de aynen böyle, kendi resmimizi çizeriz. Algılayabildiğimiz azıcık şeye eklemeler yaparak, kendimiz bir resim yapar ve sonra da bunun gerçek olduğuna inanırız. Peki bu resmi hangi kriterlere göre biçimlendiririz? Şimdiye kadar öğrendiğimiz şeylere göre! Peki bizim en azından duygularımız sayesinde anlayabildiğimiz şeylerde durum nedir? Gerçekten algılayabildiğimiz “ufak bir miktar” olan yüzde sekiz ile ne yapıyoruz? Bunun hepsini algılayabiliyor muyuz? İdrak Edemediğimiz Şey, Bizim İçin Yoktur. Gerçeğin % 8’i olsa bile, her gün milyonlarca çeşit etki altındayızdır; Sesler, gürültüler, resimler, düşünceler, konuşmalar, müzik, şamata. Tehlikeli durumlara, heyecanlara reaksiyon gösteririz; mektupları, telefonları, e-postaları cevaplarız; kendimiz ve başkaları için kararlar veririz; kitaplar, dergiler okur, reklam bombardımanına tutuluruz, hayal kırıklıkları ve reddedilme durumları yaşar, diğer insanlarla iletişim kurarız. Her gün bilgi üzerine bilgi işlenmek zorundadır. Aslında, ancak çok azı hakkında gerçekten düşünürüz. Zira gerçekten düşünmek demek, bunun için zaman ayırmak demektir. Ama zamanımızda çok sınırlıdır. Bu sebeple de akıl, herşeyi işleyemez ve de işlemek istemez; bu durum da zaten kapasitesini aşardı. Akıl, bu yüzden de bazı şeylere kendisini kapatır. Kendini kapattığı şeyler de genelde, zaten tanıdığı ve bildiği şeylerdir. Mesela daha sonra sorulduğunda, bir otobüs durağında beklerken önünüzden kaç araba geçtiğini kesinlikle söyleyemezsiniz. Zira bu durum, bununla ilgilenecek kadar önemli değildir. Dikkatimizi gazeteye vermişizdir veya biraz sonra büroda yapılacak toplantıyı düşünmekteyizdir. Algılanabilir dünyanın sadece ufak bir parçasını bilinçli olarak algılayabiliriz. Ve bu, bizim kendimiz için önemli ve doğru bulduğumuz parçasıdır. Bilinçsiz olarak, saniyede tam etki alır ve bunları istemesek de beynimizde depolarız. Bilinçli olarak, saniyede dokuz kadar etkiyi anlarız. Bunun anlamı, bilinçaltımızın, bizim haberimiz olmaksızın sayısız şey depoladığıdır. Üzerimize akan etkilerin, bilinçli olarak, sadece 1000/1 algılarız. Tüm şeylerin 100/8’inin de 1000/1’ini bilinçli olarak algılar ve bunu, her şeyi içeren gerçek olarak kabul ederiz. Yani yaşadığımız gerçek bizi saran tüm hakikat ile mukayese edildiğinde, kaybolacak kadar küçüktür. Dünyayı tüm büyüklüğü ile algılayamayız. Her gün bilinçli ve çoğu zaman bilinçsiz olarak, algılarımızı neye yönlendireceğimize karar veririz. Diğer şeyler, bizim için yoktur. Peki biz, bize daha fazla olanak sağlayabilecek, daha renkli bir gerçek içinde yaşamak, daha değişik görüşleri olan bir resim yapmak istersek ne yapacağız? Hayatımıza başka bir realite davet etmek istersek ne olacak? İlk yapılacak şey, şimdiye kadar algıladıklarımızdan çok daha fazla şeyin mevcut olduğu bilincine varmamızdır. Akıl, daha derin kademelerdeki şeyleri, en az üç kere okuduktan veya duyduktan sonra algılar. Bu aklımızın, ezberlediği düşünce kalıplarından kendisini kurtarmasına yardımcı olur. İkinci yapılacak şey, dikkatimizi, arzu ettiğimiz alanlara yönlendirmektir. Yani, hayatımızda istediğimiz değişik ve yeni şeylerin olabilmesi için, başka düşüncelerimize yoğunlaşmalıyız. TİTREŞİM FREKANSINI YÜKSELTMEK Bu radyodaki bir kanalın değiştirilmesi gibidir. Olayları algıladığımız frekansımızın düğmesini birazcık oynatırız. Ama bunu nasıl yaparız? Mesela titreşimimizi güzel şeyler düşünerek, dua okuyarak veya pozitif affirmasyon, olumlama cümlelerini tekrarlamak bile düşünsel titreşimlerimizi, şimdiye kadar bilmediğimiz alanlara yükseltir ve bu sayede dıştaki, görünür dünyada ulaşılması mümkün olmayacak gibi görünen şeylerin hayatımıza girmesine olanak sağlar. Kendimizi, arzu edilen frekansa açmadıkça, onu anlayamayız da. Onu ne duyar, ne elleyebilir, ne de evimize davet edebiliriz. Doğru istemeyi arzu ediyorsak, kendimizi yeniliklere açmalıyız, yoksa gerçekleştiğini de anlayamayız. Gerçek olan, bir şeyi yeterince uzun bir süre bilincimizde muhafaza edersek, bunun dış dünyada da maddeleşmek zorunda olduğudur. Ancak ve maalesef bilincimiz, muntazaman enerji yayan ter merci değildir. İçimizde çok daha inatçı ve istekleri olan bir parçamız daha vardır; BİLİNÇALTIMIZ. Bilinçaltımız bir boykotçudur. Bu gerçeği şöyle açıklayalım Eğer dileklerimiz olmuyorsa, çoğu zaman birinci dilekten daha güçlü ikinci bir inancımız vardır bu da bilinçaltımız da saklanmaktadır. Yani boykotçumuz. Bu ikinci inanç, mutlaka birinciye karşı çalışır ve de daha sürekli, daha büyük ve önemli bir azim ile. Dileğimizin gerçekleşmesi adına yaptığımız çalışmamızı bir kere dikkatlice incelersek görürüz ki, günde 10 dakika bu dileğimizle ilgilenmişizdir. Bu çalışmamızda dileğimize güç verir, belki iç gözümüzle hayal bile ederiz, yani vizyonumuza dahil eder, ama sonra tekrar gündelik yaşantımıza devam ederiz. Ama geriye kalan 23 saat 50 dakika bilinçaltı boykotçumuz bunun zaten olamayacağını, bunların zırva olduğunu, aslında zaten bu dileğimizi karşılayacak şeylerin bizim hakkımız olmadığına bizi inandırır. Zaten hep mağlup olmuşuzdur. Hep başkaları mutludur. Çoğu zaman, bilincimizdeki dileklerimizle bilinçaltımızdaki inançlarımız çok çelişkilidir, birbirine benzemez ve hatta birbirine muhaliftir. Dileğimizin gerçekleşmesine ramak kaldığında bile ne yapacağımızı bilemeyiz ve bu şans kullanılamadan uzaklaşır. Bu durumda insan, kendisi için çok yoğun bir biçimde birşey ister, ama içten içe bunu kabul etmeye hazır değildir. BEN DEĞİŞMEYE İSTEKLİYİM olumlaması bir kapı açar. Tüm gün bu olumlamayı gözlerimizin görebileceği bir yere koymalıyız hatta zihnimizi bir askı dolabı olarak düşünerek içerideki askılardan birine bu olumlamayı asmalıyız. Aklımız daima buna takılı kalırsa değişim başlar. Bu sırada önemli bir kaç etki vardır, Doğru formül “ben…im” prensibidir. Çok para istediğinizde, “ben zengin olmak istiyorum” şeklindeki emir cümlesi kurmak çok yanlıştır. Doğru formül şöyle olabilir “Ben hayatımda zenginliğe hazırım”, “Ben zengin ve mutluyum”,”benim için ayrılmış bir para zaten var ve hayatıma gelmek üzere yolda” Doğru istemenin ve dilemenin turbosu Teşekkür etmektir. Dileğimizin sonunda “Amin” veya “teşekkür” diyerek mühürler ve kapatırız. Her zaman, şimdiki zamanı kullanarak dileyin; gelecek zamanı değil. Sanki isteğinizin şimdi size verilmiş olduğunu düşünerek hareket edin. İsteklerinizi kağıda yazın, böylece isteğiniz güçlenir. Doğru formüller “işim var”, “mutlu bir ilişkim var”, “ihtiyacım olan herşeye sahibim”, “ben sağlıklıyım”. olmalıdır. “Herşey benim iyiliği için olur” inancınızı kuvvetlendirerek içimizde minnettarlıkla birleştirmek bizi başka mucizelere götürür. “Dilediğimiz her şeyin gerçekleşeceğini; bunun, bizim hakkımız ve hep emrimize amade olduğunu biliriz” anlamını irdelemek ve unutmamak. “Şüphe” isteğin veya dileğin iptal edilmesi gibi birşeydir. Şüphe, aksini istemek gibi bir şeydir. Şüphe zaten birşey olamayacağı bilgisini yayınlar ve tüm siparişler iptal edilir. Doğru istemek konusunda başarılı olmanın çok önemli noktasından biri isteğimiz gerçekleşene kadar hiç kimse ile bu konuda konuşmamaktır. Gevezelikle enerji etkisini tüm büyük fikirler, ketumlukla oluşur. Tesadüflere daima açık olun, evren sevkiyatı süpriz yollarla gönderir. Evren, isteğinizi gerçekleştirmek için her zaman en çabuk ve en kolay yolu bulur. Sezgi, insanın kendisine izin vermesidir. Sezgilerinize güvenmeyi öğrenmelisiniz. İlk anda garip veya komik geliyorsa bile içinizden gelen ilk hareket veya karar daima doğru olandır. Tereddüt etmek enerjiyi tüketir. Son Olarak; Gerçek, çoğu zaman, dış dünyada istenilen şeyin iç dünyamızda hissedilen eksikliğidir. Mesela dileğim, “Beni şartsız sevecek birini istiyorum” şeklindeyse, bunun gerçekteki karşılığı, “Ben sevilmiyorum. Ben sevilmeye değer değilim. Ben kendimi sevmiyorum”dur. Yani çoğu kişi, sadece kendisini sevmediği için, kendisini şartsız sevecek birini ister. Bu dileğin temeli aslında “Aşkı kabul etmeye açığım ve hazırım” cümlesi ile kapıyı açmaktır, sonra; “Ben, olduğum gibi sevilmeye değerim. Tüm isteklerimi ve hatalarımı kabul ediyor ve kendimi, şimdi olduğum gibi kabul ediyorum. Ben kendime özgüyüm, güzelim ve her gün kendi sevgime biraz daha yaklaşıyorum. Kendime duyduğum sevgim nedeniyle, beni aynı kendimi gördüğüm gözlerle görecek bir insanı çekiyorum. Ben kendi sevgimi ve başka bir insanın sevgisini kendime çekmek konusunda açık ve hazırım. Engellerime ve blokajlarıma, bundan sonra izin vermiyorum ve sevgi, benim içimde rahatlıkla akabilir. Sevginin hayatımda meydana çıkmasına açık ve hazırım” Bu bağlamda eğer kendimi kabul etmeden, beni sevecek birini isteyecek olsaydım, bana sunulan sevgiyi kabullenemeyecek bir durumda olurdum. Ancak içten hazır olursam, ihtiyacım olan şeylere izin verebilirim. O zaman aramama gerek kalmaz ve bulurum. Zira hazır olursak, bizim ihtiyacımız olan herşey bizi bulur. Unutmayın, Evrenle iş birliği yapmak, kendi başımıza didişmekten çok daha kolaydır. Doğru istemek bütün dünyamızı değiştirmekle kalmaz çünkü sonuçta aradığımız aslında daima SEVGİ’dir. Bizi mutlu eden hep SEVGİ’dir. Pierre Franckh Doğru İstersen Olur
eğitim öğretim ile ilgili belgeler > konu anlatımlı dersler > Türkçe dersi ile ilgili konu anlatımlar > kelimede anlam, sözcükte anlam ile ilgili konu anlatımlar EŞ ANLAM NEDİR EŞ ANLAMLI SÖZCÜKLER EŞ ANLAM ÖRNEKLERİ EŞ ANLAMLI KELİMELER NELERDİR ANLAMDAŞ KELİMELER ANLAMDAŞ SÖZCÜKLER NEDİR ÖRNEKLERİ ÖZELLİKLERİ 2 TÜRKÇE DERSİ KONU ANLATIM Yazılışları FARKLI, anlamları AYNI olan kelimelere eş anlamlı kelime denir. Eş anlamlı kelime anlamdaş kelimenin diğer eş anlamlısıdır. Aynı varlığı, nesneyi ya da kavramı gösteren sözcüklerdir. Eş anlamlı sözcükler birbirlerinin yerine kullanılabilir. Eş anlamlılık çoğunlukla Türkçe sözcüklerle dilimize yabancı dillerden girmiş sözcükler arasındadır. Aslında hiçbir dilde birbirinin tıpatıp aynısı olan eş anlamlı sözcük yoktur. Bu tür sözcüklerin ilk bakışta anlamlarının aynı olduğu sanılır. Fakat çok ince bir anlam ayrılığı vardır. Bugün dilimizdeki "çevirmek, döndürmek", "yollamak, göndermek", "bıkmak, usanmak" sözcükleri görünüşte eş anlamlı sayılabilir. Fakat aslında bu kelimeler ayrı köklerden bilgi türemiş ve anlamca birbirine çok yaklaşmış olan sözcüklerdir. Örnekler İri - büyük - kocaman Bitmek - tükenmek Cihan - dünya - alem Üzüntü - gam - keder Diyar - ülke ırmak - nehir kalp - yürek - gönül siyah – kara cevap – yanıt kalp – yürek – gönül kelime – sözcük ileti – mesaj özgün – orijinal dil – lisan bellek – hafıza uygarlık – medeniyet al – kırmızı misafir – konuk fiil – eylem model – örnek ölçüt – kıstas – kriter belgegeçer – faks ilginç – enteresan varsıl – zengin yoksul – fakir kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkan-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun, fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç Kara – Siyah / Mektep – Okul / Talebe – Öğrenci Pay – Hisse / Doktor – Hekim / Barış – Sulh Okul – Mektep / Savaş – Harp / Star – Yıldız Anne – Valide / Amaç – Gaye / Ak – Beyaz Kırmızı – Al / Duygu – His / Aş – Yemek Hız – Sürat / Hasret – Özlem / Ad – İsim Ün – Şöhret / Sözcük – Kelime / Eksiksiz – Tam deprem-yer sarsıntısı-zelzele, kimi zaman-ara sıra-zaman zaman-arada bir-bazen İstek – Arzu / Yüzyıl – Asır / Yönetim – İdare Misafir – Konuk / Lisan – Dil / Müsaade – İzin Buluş – İcat / İlave – Ek / Sınav – İmtihan gibi örnekler çoğaltılabilir. UYARI Bazı durumlarda anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz “kara bahtlı” kelime grubunda “kara” kelimesinin yerine “siyah” kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin kökeni ne olursa olsun anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. UYARI Sözcükler, her zaman kullanıldıkları cümle içerisinde ele alınmalıdır. Tek başına eş anlamlı gibi görünen sözcükler cümle içerisindeki kullanımlarında her zaman birbirlerinin yerini tutmayabilir. SİYAH – KARA Kara gözlü, uzun boylu bir delikanlıydı. SİYAH’la eş anlamlıdır. İhtiyar, kara talihinden şikâyet ediyordu. SİYAH’la eş anlamlı değildir. AK – BEYAZ Saçlarında beyazlar fazlalaşmıştı. ”AK”la eş anlamlıdır. Bakkaldan beyaz peynir al. ”AK”la eş anlamlı değildir. UYARI Bir sözcüğün eş anlamlısı kullanıldığı cümleye göre değişebilir. Bu elbise bana bol oldu. geniş Bu sene bol para kazandım. çok Ekinler büyümeye başladı. olgunlaşmak Kampanyaya ilgi büyüyor. artmak UYARI Aynı cümlede eş anlamlı sözcüklerin kullanılması gereksiz sözcük kullanımından kaynaklanan anlatım bozukluğuna yol açar. Buluş ve icatlar sayesinde yaşamımız kolaylaştı. Toplumca yoksul ve fakirlere yardım etmeliyiz. Onun beğeni ve zevklerine güvenirim. Kanıt ve delil yetersizliğinden suçsuz bulundu. KELİMEDE ANLAM, SÖZCÜK DÜZEYİNDE ANLAM ÖZET ANLATIM GERÇEK ANLAM, TEMEL ANLAM Bir sözcüğün anlattığı ilk ve asıl kavrama temel anlam denir. Temel anlam o dili konuşan herkesçe bilinen ve en yaygın olan anlamdır. Örneğin, ayak sözcüğünün temel anlamı canlıların yürümesini sağlayan organdır. "çocuğun ayağı ezilmiş cümlesinde" ayak sözcüğü temel anlamıyla kullanılmıştır. Örnek => Boğazımda bir yanma var. Temel Anlam => Ayağında eski bir spor ayakkabı var. => Biraz sonra toprak bir yola girdik. => Kanadı kırık bir martı gördüm. => Yataktan kalkarken başımı duvara çarptım. => Dün gece erken yattım. => Sıcak çorbayı içince rahatladım. => Dolaptan temiz elbiselerini çıkardı. => Ahmet'in burnu iyi koku alır. => Ağzında yaralar oluşmuştu. => Elini hırsla masaya vurdu. => İri hantal gövdesini zorlukla sürüklüyor gibiydi. => Gölün kıyılarını yapraksız, bodur ağaçlar kuşatmıştı. Bir sözcüğe temel anlamının dışında yeni yeni anlamlar yükledikçe anlamının da derece derece soyutlaştığı görülür. Örnek => Törende, Kurdeleyi köyün muhtarı kesti. Somut temel anlam => Patates doğrarken parmağını kesti. Somut yan anlam => Oyun kağıdını ortadan kesti. Somut yan anlam => Onunla olan bütün ilişkisini kesti. Soyut mecaz anlam Bir sözcük tek başına kullanıldığında temel anlamını korur. Ancak cümle içinde temel anlamından uzaklaşabilir. Örnek "Kaçmak" sözcüğünün temel anlamı "bir yerden gizlice ve çabucak uzaklaşmak"tır. => "Ben çalışmaktan hiçbir zaman kaçmam." cümlesinde temel anlamından uzaklaşmıştır. Sözcüklerin Temel Anlamlarıyla İlgili Dikkat Edilecek Noktalar Temel anlamı somut olan sözcükler, öncelikle somut ve mecaz anlamlar kazanır. Örnek "ateş" sözcüğü, temel anlamıyla düşünüldüğünde "bir nesnenin etrafa ısı ve ışık yayarak yanması" biçiminde açıklanabilir, temel anlamı somuttur. => Gençler, kumsalda büyük bir ateş yakmışlardı. Temel anlam => Hastanın ateşi sabaha kadar düşmüştü. Somut yan anlam => Şu yağan kar bile yüreğimdeki ateşi söndüremez. Soyut mecaz anlam MECAZ ANLAM Sözcüklerin cümle, dize veya deyim içine girdiklerinde, gerçek anlamlarından tamamen sıyrılarak başka bir sözcük ya da kavram yerine kullanılmasıyla kazandığı anlama mecaz değişmece anlam denir. Mecaz anlam, Sözcüğün sürekli olmayan, kullanım içinde geçici olarak üstlendiği anlamdır. Örnek => Müşteriden para sızdırmak için elinden geleni yapardı. => Satıcının o ince ve tiz sesi kulaklarımızda patlıyordu. => Bugünlerde havasından yanına varılmıyor. => Bu hayırsız evlat için insan kendisini ateşe atar mı? TERİM ANLAM Bilim sanat, spor, ya da çeşitli meslek dallarıyla ilgili özel kavramları karşılayan sözcüklerdir. => Nota müziğin anahtarı gibidir. => Rakip takım birazdan penaltı atışı yapacak. => Marmara fay hattı tehlikeli sinyaller veriyor. => Güreşçimiz, finalde rakibini tuşla yendi. => Matematik öğretmenimiz tahtaya bir doğru çizmemizi istedi. => Şiirde aynı eklerin ya da sözcüklerin tekrarlanmasına redif denir. NOT Bazen bir sözcük gerçekte terim değilken terim olarak kullanılabileceği gibi, gerçekte terim olan bir sözcük de terimlikten çıkabilir. => Polis bir hücre daha ortaya çıkardı. terimlikten çıkma => Sinop burnu Türkiye'nin en kuzey noktasıdır. terimleşme NOT 2 Bir sözcük birçok dalda terim olabilir. => Bitkiyi toprağa bağlayan kökleridir. => Dört, kök dışına iki olarak çıkar. => Hiçbir ek almamış sözcüğe kök denir. YAN ANLAM Temel anlamıyla bağlantılı olarak zamanla ortaya çıkan değişik anlamlara yan anlam denir. Sözcüğün gerçek anlamının dışında, ancak gerçek anlamıyla az çok yakınlık taşıyan yeni anlamlar kazanması yan anlamı oluşturur. Bir sözcüğün yan anlam kazanmasında genellikle yakıştırma ve benzerlik ilgisi etkili olmaktadır. Meselâ “göz” dendiğinde akla ilk gelen, kelimenin temel anlamı olan organ adıdır. Ama “iğnenin gözü”, “çantanın gözü”, masanın gözü” tamlamalarındaki anlamlar benzetme yoluyla kazandırılmış yeni anlamlardır. Bunlara da yan anlam denir. Meselâ, “düşmek” kelimesi “Meyveler tek tek yere düştü” cümlesinde temel anlamda; “Çocuğun pantolonu düşüyordu”, “Bu yılın ilk karı düştü” ve “Kavakların gölgesi yola düştü” cümlelerinde yan anlamdadır. Örnekler Beşiktaş sırtlarına ağaç dikiyorlar. arka taraf Gülün tomurcukları sabahleyin patlamış. Uçağın kanadı havada parçalanmış. Başı kırık bir çiviyi sökmeye uğraşıyor. Bu dalda başarılı olabileceğimi sanıyorum. Köprünün ayağına bomba koymuşlar. Şişeyi boğazına kadar doldurdu. Kapının kolunu kırınca babamdan azar işittim. Benim yetiştirdiğim öğrenciler daha başarılı. Yokuşun başına kadar koştuk. GERÇEK MECAZ TERİM ANLAMI DAHA İYİ ÖĞRENEBİLMENİZ İÇİN AŞAĞIDAKİ VİDEOYU İZLEYEBİLİRSİNİZ Somutlaşma ve soyutlaşma Dilimizde kelimeler sadece bir anlamda kullanılamaz. Yani bir kelime birden fazla yerde ve çok farklı anlamlarda kullanılabilir. Onun için somutlaşma ve soyutlaşma, bilgi dilimizdeki kelimeler için her zaman mümkündür. Somut anlamıyla “geçilen yer” demek olan “yol” kelimesi “yöntem, metot” anlamına gelerek soyutlaşmıştır. Yakıştırmaca Kendi adı olmayan ya da adı olduğu hâlde bilinmeyen varlıklar çeşitli özellikleri nedeniyle uygun olan kelimelerle adlandırılır. Buna yakıştırmaca denir. Uçağın kanadı, masanın gözü, ayakkabının burnu vb ARGO ANLAM Sadece belli bir topluluk ya da meslek tarafından kullanılan özel sözcüklerden oluşan dile argo denir. Argo, dil içinde bir dil gibidir. Külhanbeylerinin anlaşma vasıtası da denebilir. Küfürle karıştırılmamalıdır. Argonun varlık sebebi kolay ve çekici anlatımı yakalama isteğidir. Şekil ev anlamda ölçüsüzlük ve mübalâğa esastır. Bağımsız ve sorumsuz yaşayışın dilidir de denebilir. Dışa dönüklük, boşalma, rahatlama argoda sınırsızdır. Her şeye küfür kelimeleri kullanmadan küfredilir. “Canına yandığımın dünyası” gibi. abdestini vermek azarlamak aklına tükürmek birinin düşüncesini beğenmemek röntgenci kadınları gizlice gözetleme alışkanlığı olan erkek piliç gibi güzel ve sevimli kız mektep çocuğu acemi, toy zokayı yutmak aldatılıp zarara sokulmak yutmak iyice eksiksiz olarak öğrenmek arakçı hırsız bal kabağı aptal, beyinsiz torpil, moruk, çakmak sınıfta kalmak, asılmak... EŞ ANLAM Yazılış ve okunuş bakımından farklı fakat anlamca aynı olan kelimelerdir. Bu tür kelimeler birbirlerinin yerini tutabilir. Anlamdaş kelimelerin birisi genelde yabancı kökenlidir. Örnekler kıymet-değer, cevap-yanıt, sene-yıl, medeniyet-uygarlık, imkân-olanak, acele-ivedi, zelzele-deprem, yoksul-fakir, misafir-konuk, sınav-imtihan, yöntem-metot, mesele-sorun, fiil-eylem, kelime-sözcük, vasıta-araç... Fakat bazı durumlarda anlamdaş kelimeler birbirinin yerini tutamaz "kara bahtlı" kelime grubunda "kara" kelimesinin yerine "siyah" kelimesini kullanamazsınız. Çünkü iki kelimenin kökeni ne olursa olsun anlamdaş veya yakın anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. ZIT ANLAM Anlamca birbirinin karşıtı olan kelimelerdir. Örnekler siyah-beyaz, uzun-kısa, aşağı-yukarı, ileri-geri, var-yok, gelmek-gitmek, Tüm kelimelerin zıt anlamlısı yoktur. Eylemlerde de durum aynıdır. Bir eylemin olumsuzu o eylemin karşıtı satılmaz. "sevinmek" karşıtı sevinmemek değil "üzülmek"tir. Kelimeler arasındaki karşıtlık cümledeki kullanıma göre değişir. "doğru" kelimesinin zıt anlamlısı bir cümlede "eğri" olurken, diğerinde "yanlış" olabilir. İki kelimenin kökeni ne olursa olsun anlamdaş, yakın anlamlı veya zıt anlamlı olabilmesi için aynı anlam özelliğini taşımaları gerekir. Meselâ, siyah ile beyaz, ancak ikisi de gerçek temel anlamda oldukları zaman zıt anlamlı olurlar. Hafif olmayan anlamındaki “ağır” kelimesinin "ağır" olmayan anlamındaki "hafif"le zıt anlamlı olabilmesi için ikisinin de gerçek temel anlamda kullanılması gerekir. SOMUT SOYUT ANLAM Sözcükler varlıkları ve kavramları karşılar. Varlık, madde olarak bulunan yani duyu organlarıyla algılanabilen bir nitelik taşır. İşte duyu organlarımız yardımıyla algılayabildiğimiz sözcüklere somut anlamlı sözcükler denir. Örnekler "ağaç, insan, dağ, kalem, bulut..." somut sözcüklerdir. Ama kavramlar duyu organlarımız ile algılanamaz. İşte bu tür sözcüklere de soyut anlamlı sözcükler denir. Örnekler "Üzüntü, sevgi, özlem, kin, akıl" gibi sözcükleri herhangi bir duyumuzla algılayamayız. YAKIN ANLAM Yazılışı ve okunuşu farklı olan, anlamdaş gibi göründüğü hâlde birbirinin yerini tamamen tutamayan, yani aralarında anlam ayrıntısı bulunan kelimelerdir. Bunlar çoğunlukla Türkçe kelimelerdir. göndermek-yollamak, bezmek-bıkmak-usanmak, dilemek-istemek, çevirmek-döndürmek, söylemek-demek-konuşmak, eş-dost, hısım-akraba, bakmak-seyretmek, Kardeşim sana küsmüş. Kardeşim sana kırılmış. Kardeşim sana gücenmiş. Kardeşim sana darılmış. Birinci cümlede bir "kesinlik ve aşırılık" anlamı, ikinci cümlede bir "esneklik, hatta hoşgörü" anlamı, üçüncü cümlede "üzülmek" anlamı, dördüncü cümlede "gücenip görüşmez olmak" anlamı vardır. SESTEŞ KELİMELER, EŞSESLİ KELİMELER Yazılışı ve okunuşu aynı olduğu hâlde anlamları farklı olan kelimelerdir. Bunlar yalın hâlde olabildikleri bilgi gibi ek almış hâlde de olabilirler. Şiirde cinas olarak kullanılır ve cinaslı kafiye yapılır. Gül 1. çiçek, 2. gülmekten emir Kır 1. kırsal alan, 2. kırmaktan emir, 3. beyaz Yazma 1. baş örtüsü, 2. yazmaktan olumsuz emir, 3. yazma işi Ek almış kelimelerle, ek almış ve almamış kelimeler arasında da eş seslilik söz konusudur. Bu ekler görevce farklı ekler de olabilir Siyah anlamındaki "kara" ile "kar-a" -a yönelme hâl eki gibi Oyuncakları olmuş çocukların kurşunlar? Zalimler her saat taze fidanları kurşunlar? Neden kondun a bülbül kapımdaki asmaya Ben yarimden vazgeçmem götürseler asmaya "hala" ve "hâlâ", "kar" ve "kâr", "adet" ve "âdet" kelimeleri eş sesli değildir. Okunuşları ve anlamları farklıdır. YASIMA KELİMELER Doğada duyulan seslerin taklit edilmesiyle oluşan sözcüklere yansıma denir. "Suyun şırıltısı insanı dinlendirir." "Kedinin acı miyavlaması ile uyandım." "Şu cızırtıyı durdurun artık." cümlelerindeki altı çizil sözcükler birer yansımadır. Çünkü bu sesleri biz doğada duyuyoruz. “TÜRKÇE DERSİ İLE İLGİLİ KONU ANLATIMLAR” SAYFASINA GERİ DÖNMEK İÇİN >>>TIKLAYIN>>TIKLAYIN>>TIKLAYINYorumu aile - kodak, odbaşı anten - sırgavıl asansör - götürge avukat - aklavcı bisiklet - çalınga boks - kunt ciddi - salmaklı çikolata - itimil dans - büy domates - kızanak ekonomi - denlik elektrik - çıngı elektronik - çıncalık feminist - hatuncu feminizm - hatunculuk film - yanka fotoğraf - yaçın gazete -yenün hayvan - döngül kahvaltı - ertirlik kamera - sınalga kamp - düşerge makine - kılga mıknatıs - çaşak mühendis - kıvcı müzik - küy nostalji - eslem otel - konakçı patates - çisil penguen - karabat petshop - tömsatan piramit - köpyak plaj - çimerlik polis - sakçı, kınç program - bağdarlama radyo - ünalgı selfie - özçekim, görçek sigara - çilim taksi - tutgit takvim - gündizme, dallık, köm telefon - alısün teleskop - bönk televizyon - sınalgı üniversite - birdem vantilatör - yelletke ->Yazan S. Kılıbık>Yazan damla >Yorum ayyyy çok tesekkür ederim çok yardimci oldunuz. >>>YORUM YAZ<<<
Maddenin Garip Yeni Bir Hali ve Iki Boyutlu Atomlar - Bir sanatçının aynı anda hem katı hem de sıvı olan süper katı izlenimi. İmaj kredisi IQOQI Innsbruck/Harald Ritsch Son araştırmalarda, bilim insanları atomların aynı anda iki tür zaman göstermesini sağlamayı başardılar. İddia edilen olgu bizleri zaman bilgisinden uzaklaştırmasa da, madde iki farklı zaman modunda davranışlar sergileyerek kendisine benzersiz özellikler kazandırıyor. Konuyu şimdi biraz detaylarına girerek açıklamaya çalışalım. Araştırmacıların iddialarına göre bu garip çift zamanlı fenomen, maddenin yeni bir evresini oluşturabilir. Birkaç Amerikan Kolejinden araştırmacılar ve Honeywell’in bir kuantum bilgisayar şirketi olan Quantenuum tarafından ortaklaşa yazılan en son çalışma, geçen ayın sonunda Nature dergisinde yayınlandı. İterbiyum atomları ve lazerler deney ekipmanını oluşturdular. İterbium adı verilen metalik bir malzeme, elektronlarının düzenlenme şekli nedeniyle dalga spektrumunun belirli bir bölgesindeki lazer tedavilerine yanıt vermek için alışılmadık derecede uygundur. İterbiyum Nedir? İterbiyum, sembolü Yb olan ve atom numarası 70 olan kimyasal bir elementtir. Lantanit serisindeki on dördüncü ve sondan bir önceki element olup, +2 oksidasyon durumunun göreli kararlılığının temelidir. Bununla birlikte, diğer lantanitler gibi, oksit, halojenürler ve diğer bileşiklerde olduğu gibi en yaygın oksidasyon durumu +3’tür. Sulu çözeltide, diğer geç lantanitlerin bileşikleri gibi, çözünür iterbiyum bileşikleri, dokuz su molekülü ile kompleksler oluşturur. Kapalı kabuklu elektron konfigürasyonu nedeniyle yoğunluğu ve erime ve kaynama noktaları diğer lantanitlerin çoğundan önemli ölçüde farklıdır. Araştırmacılar ilk önce yeni “dinamik topolojik fazı” başlatmak için küçük bir mıknatıs işlevi gören bir elektrik iyon alanı kullanarak iterbiyum atomlarını yerinde tuttular ardından da iterbiyumu aşırı soğutmak için onları uygun dalga boyunda lazer bombardımanına maruz bıraktılar. Broomfield, Colorado’da bulunan on iterbiyum atomu, Quantenuumun belirli bir kuantum bilgisayarı oluşturmak için araştırdığı paylaşılan bir sistemde kullanılıyor. Hesaplama, yukarıda bahsedilen elektrik alanları ile birbirine bağlanan bu on atom tarafından gerçekleştirilir. Bir dizi atom dolanık olabilir, bu da on farklı parçadan oluşmasına rağmen ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlı oldukları ve tek bir birim gibi davrandıkları anlamına gelir. Bunun içindeki bireysel atomlar, çeşitli bilgi türlerini yansıtacak şekilde ayarlanabilir. Sayıları yazma şeklimizi düşünün. İkili sistemde en yüksek on basamaklı sayı 111111111’dir ve toplamda Ancak, standart sayı hesaplama sistemimiz olan 10 tabanında on basamak yazarsanız, 9,999,999,999’a ulaşabilirsiniz. Her basamağın 0, 1 aralığından çevirebileceği aralığı genişletmek, bunu 0, 1, . . . . . 8, 9 yapmanıza olanak tanır. On atomun her birinin teorik olarak kadranın herhangi bir yerine yerleştirilebildiği bir sisteme ne dersiniz? Kulağa inanılmaz geliyor, yani yanılmıyorsun! Dünyanın her yerinden araştırmacıların ve iş spekülatörlerinin kuantum hesaplama alanındaki gelişmeleri hevesle beklemelerinin birkaç nedeni var. Henüz onları kuantum durumunda uzun süre tutacak harika bir tekniğimiz olmadığı için, kuantum bilgisayarda kullanılan atomlar -kuantum bitleri veya kübitler olarak bilinirler- son derece kırılgandır. Bu, kuantum fiziğindeki bir parçacığın kuantum durumunun değişmesine ve hatta yok olmasına neden olabileceğini belirten gözlemci ilkesinden kaynaklanmaktadır. Bu örnekte bu, her parçacığı ortak dolanıklık yükünden kurtarmayı gerektirir. Daha da kötüsü, “gözlemci” kuantum bilgisayarı çevreleyen karmaşık kuvvetler, parçacıklar ve hava ağında meydana gelen herhangi bir şey olabilir. Yeni teste geri dönelim. 10 atomun daha kararlı olması gerekir çünkü bunlar dolanık haldeyken kırılgandır. Bu gruptan üç araştırmacı geliyor. 2018 yılında iterbiyum atomlarının iki farklı zaman akışında aynı anda var olmasının öğretilebileceği önerildi. Fibonacci dizisi bir ilham kaynağı olarak hizmet etti. Sıfır ile başlayan ve her sayının kendisinden önceki iki sayının toplamına eşit olduğu basit bir özelliğe sahip bir tamsayı dizisidir. Sıra 0, 1, 1, 2, 3, 5 vb. ile başlar. Fibonacci dizisini anımsatan bir modelde, darbelerin tekrarının önceki darbelerden parçalar ekleyerek büyüdüğü bir modelde, araştırmacılar atomları darbelemek için lazerleri dönüşümlü olarak açıp kapattılar. Ama en önemlisi, hiçbir parça tamamen tekrar etmez. Bu şekilde atımları değiştirerek, gerçek bir kristal kadar düzenli veya tekrarlamayan ancak aynı özelliklerin çoğunu paylaşan bir desen olan yarı kristal ürettiler. Bir x, y çizgi grafiğine benzeyen Fibonacci dizisindeki darbe modelinin “büyüklüğü” ile alternatif bir darbe kavramının birleştirilmesiyle, yarı kristal iki boyutta karşımıza çıkmaktadır. Bu iki boyutun her biri, zamanın uzayda nasıl hareket ettiğine dair kendi yorumuna sahiptir. Ayrıca, her ikisi de düzleştirilir ve sürekli açık ve kapalı olan tek bir lazerin tek boyutuna dahil edilir. Başlangıçta onu tasarladıktan dört yıl sonra, araştırmacılar şimdi ikinci, hayali bir zaman boyutunun ekstra “desteğine” sahip olmanın kuantum bilgisayarı çok daha kararlı hale getirdiğini kanıtladılar. Bunun nedeni, bu sistemin lazerlerin ritmik darbesiyle ortaya çıkan bir mod yerine iki zaman simetri moduna sahip olmasıdır. Bir gırtlak şarkıcısı gibi aynı anda iki ayrı kalıpta “rezonansa girer”. Deneyin bulgularının ortaya çıkardığı sonuçlara göre kuantum bilgisayar, bu tür bir test için uzun olan geleneksel, tek modlu lazer patlamalarına yanıt olarak kuantum durumunu 1,5 saniye boyunca korudu. Bununla birlikte, araştırmacılar kuantum hesaplamada bir sonsuzluk olan Fibonacci’den ilham alan yarı kristal darbeleri etkinleştirdikten sonra cihaz saniye boyunca kuantum durumunda kaldı. Quantenuum ve araştırmacıları keşiften heyecan duysalar da, yapılacak çok iş var. Bu teknolojiyi gerçekten herhangi bir hesaplama yapan bir kuantum hesaplama cihazıyla birleştirmek için bir yöntem bulmak, sonraki görevleri olacaktır. Sistemin kübitleri, gözlemci etkisine duyarlı olsa da, sistemin daha fazla kararlılıkla destekleneceği umulmaktadır. Kaynak popularmechanics
Amerikalı bilim adamları, veri saklama teknolojilerinin performansını artırması beklenen yeni bir tür mıknatıs haberine göre, New York Üniversitesinde görevli bilim adamlarının geliştirdiği mıknatıs, uranyum ve antimon bileşeni USb2 içeriyor. Böylece bilinen her mıknatıstan farklı bir manyetizma ucu bulunmayan tek taraflı mıknatısın, ortaya çıkıp yok olan sahalara sahip olduğu, bu durumun mıknatısı değişken bir güç haline getirdiği, aynı zamanda geleneksel emsallerine göre daha esnek kıldığı elektronların bir arada, "devir eksitonları" olarak adlandırılan kuantum mekaniği nesneleri oluşturmak için çalışabildiği geliştiren ekibin lideri Andrew Wray, "Tek taraflı mıknatıslar, manyetik ve manyetik olmayan safhalar arasında çok daha ani geçişe sahip. Maddeyi manyetik olmayandan çok güçlü manyetik evreye çevirmek için çok fazla bir şey yapmanıza gerek yok. Bu da enerji tüketimi ve bilgisayar veri aktarım hızı açısından faydalı olabilir." değerlendirmesini ayrıntıları "Nature Communications" dergisinde yayımlandı. New York Enerji Güncel Haberler
bir mıknatıs başka bir mıknatıs dışında hiçbir maddeye